genel & tarih vb.

Rus subay ve hemşirenin gözünden sarı kamış harekatı.

Sarikamiş Harekâti’Na Yakindan Şahit Olan Bir Rus Subay Ve Hemşirenin
Hatiralarindan Paylaştiğimiz Kesitler, Türk Askerinin Yaşadiği En Elim
Tecrübelerden Birine Dair Yürek Burkan Ayrintilarla Dolu. Türkçe Olarak Ilk Kez
Yayinlanan Hatiralara, Yine Ilk Kez Yayinlanan Gürcistan Ve Ermenistan Millî
Arşivi Ile Rusya Devlet Kütüphanesi’Nden Fotoğraflar Eşlik Ediyor.


Türkiye ve Rusya tarihinde büyük bir önem taşıyan Sarıkamış Harekâtı hakkında birtakım araştırmalar yapılmış; resmî kaynaklara dayanan akademik tarihçiler dönemin olaylarını ve önde gelen figürlerini yakından incelemiştir.

Ancak son zamanlarda sosyal tarihin gelişmesiyle beraber geleneksel olmayan, anlatıma dayalı şahsî kaynaklara dikkat çekilmekte. Geçmişin, bilhassa savaş gibi kritik olayların açıklanmasına katkı sağlayan hatıratların tarih biliminde özel bir yer işgal ettiği inkâr edilemez! Buradan hareketle, Sarıkamış olaylarını cephede bizzat yaşamış bir Rus subayın ve doktor kocasına yardım etmek üzere hastanede çalışan bir Rus hemşirenin hatıratlarından alıntıları paylaşmak istiyorum.

Bu hatıratların, farklı yerlerde ve farklı zamanlarda yazıldıkları halde benzer hususlara açıklık getirmeleri açısından birbirlerini destekleyip tamamladıklarını söyleyebilirim. İki kişi de değişik şartlarda hem Türkler, hem de Ruslarla temasa girdikleri için farklı sosyal kesimlere ait insanların duygu ve fikirlerini yansıtıyor, böylece savaş ortamını gözümüzün önünde bütün yalınlığıyla yeniden canlandırıyorlar.

Söz konusu Rus subay Valentin Levitskiy bir makineli tüfek grubunun komutanıydı. Hatıralarında Sarıkamış Harekâtı başlamadan önce askerî hayatının monoton ve sıkıcı olduğunu ifade etmektedir: “Siper kazmaları, ‘dil’ (Rusça bilen esir) yakalama gibi faaliyetler sıradan gündemi oluşturuyordu. (…) Cepheye gelen hediye ve mektuplar hayatımıza biraz olsun değişiklik katardı.

Evden gelen haberlerin yanı sıra cephe gerisinin savaşa bakışıyla ilgilendim. Tahmin ettiğim gibi, tüm olaylar hakkında ya yanlış bilgiler verilmiş ya da hadiseler fazla büyütülmüştü”.1 Türk birliklerin taarruzuyla Rus mevzilerinde sakin hayatı sona ermiştir: “Tüm cephedeki taarruz-savunma ağır çatışmaları, birliklerimizin düşmana karşı aktif hareketleri ve sonunda Türklerin Sarıkamış’a, yakın cephe gerisine gelmeleri Türk Komutanlığının Rus Kakasya Ordusuna karşı büyük bir harekât başlattığına işaret ediyordu.”2 Enver Paşa Türk ordusunun komutanlı- ğını aldıktan sonra 16 Aralık’ta Sarıkamış’a saldırmayı emretmişti.

45 taburdan oluşan Türk güçleri Rus Kurmayının tabur sayısından iki kat fazlaydı. Levitskiy’e göre, “Sarıkamış ölümden bir adım mesafe uzakta olan bir hastaya benzemediyse” bile yine de durumu çok kötüydü. Çatışmayı yukarıdan izleyen Levitskiy, o günkü harekâtı şöyle açıklar: “Karın beyaz fonunda düşmanın nizamı çok net görünüyordu.

Görünmeyen bir güç tarafından ölüme gönderilen 6.000 kişinin yürüyüşü muazzam ve korutucuydu. Bu manzara bir askerî ressam için mükemmel bir konu oluşturabilirdi. Askerlerin üzerinde art arda patlayan toplarımızın dumanları ortaya çıkıyordu. Pek çok asker düşmeye başladı; kalan kitle ise eğitimde olduğu gibi durmadan yürü- meğe devam ediyordu.

Sadece mükemmel birlikler bunun gibi hareket edebilirdi. Siperlerimize doğru aniden fırladılar. Tüfeklerin yüksek sesleri çıkmaya başladı, yüzlerce top ateşlendi, el bombaları patladı ve hepsi sayısız ‘Hurra’ ve ‘Allah’ seslerine karıştı.”3 Levitskiy’nin ifadelerinden anladığımıza göre taraların birbirlerinin durumu hakkında yeterince bilgisi yoktur: “Cepheden ve köyden çekildiğimizden haberdar olmayan Türk tüfekçileri köye birkaç saat boyunca ateş ettiler.”4 16-17 Aralık tarihinde verdiği kayıplar Enver Paşa’nın yeni çatışmalarda galip geleceğine dair inancını sarsmamıştı.

Rusların durumlarının kötü olduğu zannıyla Sarıkamış’a tekrar saldırmayı emretti. 10. Kolordu demiryolu arkasına çekilmiş, 11. Kolordu ise daha ağır kayıplar yaşamıştı; planlanan hücumda sadece 9. Kolordu’ya güvenilebilirdi fakat bu kolordunun gücü de azalmıştı. “Birlikleri taarruza gönderen Enver Paşa, Rus depolarını ele geçirece- ğini düşünerek kendi askerlerine gıda tedarikinde bulunmadı.

Bunun sonucunda birlikleri aç kaldı. Kış elbiseleri ve özellikle ayakkabıları yetersiz olan birliklerin bazılarında pek çok asker hastalanmış ya da donarak hayatını kaybetmişti. Ancak düşmanın müşkül durumuna ait en kötü gösterge ise askerlerin moralman çök mesiydi. Kendilerine zafer, sıcak haneler, dolu depolar ve şan vaat edilmişken, kader onlara ağır sefer şartları, açlık, soğuk ve binlerce ölü vermişti. Bir daha hevesli ve cevval saldırılar gerçekleştiremediler çünkü zafere inançları kalmamıştı.

Çok disiplinli oldukları için onları bu soğuk yerlere gönderenin sözüne inanmak ve komutanlarının emirlerine uymaktan başka çareleri yoktu.”5 Türklerin 18 Aralık tarihli taarruzu başarısız oldu. Ertesi gün üç tümenin komutanı yaralandı, birliklerin kayıpları çok fazlaydı.

Tahliye gerçekleşmediği için binlerce yaralı, ağır kış şartları altında birkaç gün boyunca açık havada kalmıştı.6 20 Aralık günü Ruslara 200 Türk askeri, iki subay ve bir doktor teslim oldu. Levitskiy, Rus askerlerin teslim olan Türklerle yemek paylaştıklarını kaydeder: “Gün boyunca kaçaklar geliyordu. Çok ağır şartlardan, özellikle açlıktan şikâyetçiydiler… Sahra aş evinden yemek gelmedi çünkü yol Türklerin ateşi altındaydı. Bu sefer de sadece soğuk konserve ve çay vardı.

Esir doktoru da çağırdık. Oldukça nazik biri olduğundan çok aç olduğunu göstermekten utanıyor ancak açlığını saklayamıyordu. Türk doktor, bir Rus albayın ona hakiki Rus çayının bu kadar kötü olmadığı yönündeki sözlerine cevaben, ‘son beş gün ekmek görmedik, kızartılmış arpayla beslendik’ dedi.” 21 Aralık günü yeni grup Türkler teslim olmuştu.

Levitskiy’nin ifadesiyle, “Gururlu ve cesaretli askerler değil, yenilgi, açlık ve sefalet çeken insanlardı.”7 Rus hemşire Tina Semina’nın hatıraları- na göz atarsak, Ruslara esir düşen Türk askerlere dair yazdıkları yürek paralar: “Esirlerden birinin düştüğünü gördüm.

Hemen yanında bulunan, zavallıyı bacaklarından tutarak biraz geriye çekti, ardından elbise ve ayakkabısını çıkarıp giymeğe başladı.”8 Hastanede gördü- ğü esir Türk subaylarına dair şunları yazmıştır: “20 kişi civarındaydılar. Asık suratlı ve gergindiler. Bazılarının üstünde hiç sıcak tutmayan gri, ince yünlü elbiseler vardı.

Bazıları palto giymişlerdi. Ayaklarında bezler veya ayakkabı vardı… Türklerden biri bir Rus subayla konuşuyor; bir Ermeni doktor tercümanlık yapıyordu. Türk subay, esirleri götüren Ermeni askerlerin yolda yaklaşık 400 Türk asker ve subayı kestiğini ifade etti. Sadece bu 20 kişi hayatta kalmıştı. Bunu anlatırken o kadar telaşlıydı ki elleri titriyordu.

Telaşını saklamak için kabanının kenarını tutarak parmaklarını hareket ettiriyordu. Biz esirlere bunu yapmıyoruz. Silahsız düşman asker bizim için dost oluyor! Bizi de silahsızlandırıp yolda öldürdüler! Bu anlamsız acımasızlık için suçluların cezalandırılmasını istiyoruz. Sustuğunda elleri daha çok titremeye başladı. Aç olmalarına rağmen (dört günde Kars’a kadar gittiler) Türklerden hiçbiri yemeğe dokunmadı.”

Ateşte hayatları da sönmüş.

Subay Valentin Levitskiy ve hemşire Tina Semina Sarıkamış çatışmasından sonra Turnagöl dağlarındaki bir ormanda kan dondurucu görüntülere şahit olurlar. Çatışmalar bittiğinde Sarıkamış’a giden demiryolu açılmış, hemşire trenle yola çıkmıştır: “O zaman yine Türkleri gördüm! Her çamın altında, sırtını ağacın gövdesine yaslayarak tüfeğe çapraz sarılıp ellerini koltukaltına saklamış Türkler duruyordu! Hepsini kar kaplamıştı.

Kar ezilmemişti, düzdü. Canlı bir insanın etrafı bu şekilde düz olmaz. Ormanda gözün görebildiği her yerde bu ölü nöbetçiler vardı! Hepsi donmuş, kimse gidememişti. Sonradan Sarıkamış’a kadar bütün ormanın böyle ölü nöbetçilerle dolu olduğunu öğrendim. Pek çok asker şehrin uzak bölgelerine ulaşmışlardı.

Bazıları hanelere kadar varmış ve orada donmuşlardı. Diğerlerini askerlerimiz öldürdü…10” Hastanede pek çok yaralı ve ölü gören hemşire, yolda bir çatışmanın acı sonuç- larına şahit olur bir kez daha: “Demiryolunda bir yığın ceset vardı. Yolun iki tarafında, her yerde dağlar kadar ceset vardı.

Ancak en çok şose boyunca, garın arkasında ayakkabısız, kan içinde, birbirine donarak yapışmış cesetler toplanmıştı. Gömleklerinin yakaları ve pantolonlarının belleri çözülmüş, ceplerinin içi dışına çevrilmişti. Hiçbir cesedin üzerinde üst giysisi yoktu…”11 Levitskiy’nin tarif ettiği “ölüler ormanı” da hemşirenin bahsettiği korkunç manzaraya benzer: “Turnagöl Ormanı 9.

Kolordu’nun mezarı olmuştur. Her yerde, neredeyse her ağacın altında Türk askeri cesedi gördüm. Canlı insanların pozları- nı andıran farklı şekillerde oturuyor veya yatıyorlardı. Ormanda yürürken rastgele bir makineli tüfek buldum. Yanında kalkanın arkasına kafasını saklamış bir nişancı oturuyordu. Her an ateş edecek gibi bir görüntüsü vardı, ancak makineden ses gelmedi ve nişancı hareketsiz oturmaya devam etti. Ölüydü. Mermi kaplamayı delip göğsüne geçerek muhtemelen kalbine girmişti. İleride altı kişilik bir grup gördüm.

Kimi başını yana, kimi önüne eğmiş halde, ateşin etrafında oturuyorlardı. Kendilerine epey yaklaş- tım. Ateşin sönmesiyle beraber hayatları da sönmüştü. En ağır manzaraları ise bir çukurda gördüm. Orada yaklaşık 20 yuvarlak çadır vardı. Çadırlar yan yana yatan donmuş Türk askerleriyle doluydu.

Burası, yaralıların hayatlarını kaybettikleri ilk yardım yeriydi. Turnagöl’e geri çıktığımda Türklerin bıraktıkları ağır silah deposunu gördüm. Havan topları- mızın karşı tarafı tahrip ettiğine bizzat ikna oldum. Deponun mevzileri büyük siyah çukurlarla kaplıydı, kalkanlar çizilmiş ve eğilmişti, hizmetlilerin bir kısmı ölmüştü.

Acımasız ateş hayvanlara da kıymıştı.”12 Dört tümenin alayları ve iki kolordunun tüm donanımı yok edilmiş; buna ilaveten, cephe gerisine dönen 10. Kolordu’ya ait iki tümenin asker sayısı yarıya inmiş- ti. Levitskiy Türk ordusunun kayıplarını şöyle değerlendirir: “Türkler ellerinde imkânları olmasına rağmen ordumuzu kuşatıp bize yıkıcı darbe indiremediler.

Komutanları, Sarı- kamış’ı almak için ne gereken yeteneği, ne de enerjiyi gösterebildiler. Kıymetli ve telafi edilemeyen dakikaları kaybettiler. (…) 16 Aralık çatışmasında taarruz eden kolordular ve tümenlerin hareketlerinde birlik ve beraberlik yoktu13. 17 Aralık gece saldırısında birkaç tabur faaliyetteydi, kolordunun kalan kısımları pasiti.

Biz karşı tarafın eşzamansız ve büyük ara vererek hareket etmelerinden faydalandık. (…) Enver Paşa’nın, askerî talih çarkını geri getirecek tecrübe ve hissi yoktu. Birliklerin zamanında çekilmesini organize edemedi ve bundan dolayı ordusunun önemli bir bölümü çekilme yollarını kaybedip teslim olmak zorunda kaldı.

Bizim durumumuzdan haberdar olan karşı taraf Sarıkamış bölgesinin özelliğini tam olarak hesaba katmadı.14” Levitskiy, Enver Paşa’nın planını hayata geçirdiğinde, ilk çatışmalarda ortaya çıkan bazı tesadüleri hesaba katmadığını ifade eder. Ona göre Türk ordusu komutanı ulaşım, tedarik ve yemek meselelerine yeterince dikkat etmemişti: “Başarıya şüpheye yer vermeyecek kadar inandı, fakat özgüveni çok yüksekti.”

Resmî rakamlar 90.000 kişiden oluşan Türk ordusundan 12.000 kişinin memleketlerine geri döndüğünü gösteriyor. Kalanlar öldürülmüş, donmuş veya esir alınmıştı. Petersburg Haber Ajansı’na göre Aralık 1914 tarihinden 20 Ocak 1915’e kadar Tilis’e 326 Türk subay ve 14.220 Türk askeri gitmiştir.

Levitskiy Rus ordusunun harekâtını değerlendirirken, savunma ve takip eden saldırının büyük kayıplara mal olduğunu vurgular: “Kayıplarımız oranı yaklaşık olarak yüzde 50 idi.” Türklerle aynı savaş şartlarını paylaşan Rusların avantajı, gıdalarının olmasının yanı sıra kış soğuğundan koruyan, sığınılabilecek yapıların bulunmasıydı. Sonuç olarak, ilk elden şahitlerin hatıratlarından alıntıladıklarımız, savaşın bir dizi taarruz ve geri çekilmelerden ibaret olmadığını, savaşı birebir yaşayanların ayrı ayrı tecrübelerinin gerçek tarihi teşkil ettiğini göstermektedir.

Benzer Yazılar
genel & tarih vb.

netflix disney plus hulu amazon prime ücretsiz dizi ve filmler

genel & tarih vb.

ücretsiz limitsiz pinterest white token alımı.

genel & tarih vb.

sıfırda cpanel kurucaklar için hızlı rehber ve eklentiler.

genel & tarih vb.

white label beyaz etiket nedir?

yazılarıma abone olmak ister misin?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir