genel & tarih vb.

Özel Kuvvetlerin ilham kaynağı deliler ocağı!

Özel Kuvvetlerin ilham kaynağı deliler ocağı!

Günlerin hatalara, hataların aylara, ayların yıllara aktığı ve yılların şanla şerele geçtiği 15. yüzyıl sonlarında “Deliler Ocağı” kuruldu; böylece “Deliler” Osmanlı askerî teşkilâtının bir parçası oldu. Malum, kendilerini devletin bekasına adamış genç, yiğit, gözünü budaktan, sözünü dudaktan sakınmaz serdengeç- tilere “Akıncı” denir.

Akıncılar sınır boylarında görev yapar, sınırları korur, zaman zaman düşman içine akınlar düzenleyip korku salarlardı. Zamanla iç ve dış ihtiyaçlar değişince ordunun yapısı da ister istemez değişti; Akıncı- lardan daha akıncı, daha serdengeçti, daha gözünü budaktan sakınmaz birliklere ihtiyaç duyuldu.

“Deliler Ocağı” işte bu ihtiyacın ürünüdür. “Ocağın asıl ismi ‘delil’di ve düşman kalelerinden istihbarat toplama amacıyla kurulmuştu” derler, fakat 1444’te Papalığın teşvikiyle oluşan Haçlı Ordusu’nu perişan edip püskürttüğü- müz Varna Savaşı’nda düşman üzerine öylesine delice atıldılar ve öyle deli işler yaptılar ki, görenler “bunlar düpedüz deli” demekten kendilerini alamadılar. O günden sonra bu isim üzerlerine yapıştı kaldı. Herkes bu birliğe giremezdi.

Birliğe katılmak isteyen Türk, Boşnak, Hırvat ve diğer Slav halklarından 20-25 yaş arası bekâr, kimsesiz, güçlü-kuvvetli, zeki, gösterişli gönüllüler sıkı bir elemeye tabi tutulurdu. “Deli” adayları başlangıçta “Zobu” denilen ustalardan birine “çırak” verilir, İslamî terbiyeden geçirilir, usul-erkân, gelenek-görenek öğretildikten sonra talim-terbiye başlardı.

Deli adayları önce öğrenime alınır, bilgisi ve görgüsü artırılır, Avrupa ve Balkan dillerinden birkaçı öğretilir, özellikle Balkan halklarının kültürü konusunda yeterli hale getirilirlerdi. Yetişme sürecinde tabi tutuldukları bir dizi imtihan vardı. Her adayın zekâsı, yeteneği, algı seviyesi özenle ölçülür; sadakati, cesareti, dayanıklılığı, fedakârlığı, kararlılığı ve hafıza gücü test edilirdi. Ancak bü- tün sınavları başarıyla geçenler ocağa kaydedilir, başarılı olamayanlar başka hizmetlerde değerlendirilirdi.

Adaylar seçildikten sonra, müthiş bir eğitim başlardı. Eğitim sırasında da bazıları elenir, en uygun olanlar her gün ağırlaşıp zorlaşan eğitimlerine devam ederlerdi. Meselâ ıslak mermere çıplak elle tokat atarlar, zamanla elleri hem büyür, hem de nasır bağlayıp silâha dönüşürdü. Aslan pençesi gibi ellerini akın sırasında silah olarak kullanırlardı. Saldırdıkları düş- man kalelerinde karşılarına kim çıkarsa çıksın, bir tokatla yere sererlerdi. Hatta bazen bu tokat öldürücü bile olabilirdi. “Osmanlı tokadı” deyimi işte buradan çıkmıştır.

Kumaş elbise giymez; ayı, pars, aslan, sırtlan gibi vahşi hayvanların postundan yapılmış şalvarlar, yelekler ve yine pars ya da benekli sırtlan derisinden yapılmış başlıklar giyerlerdi. Ayaklarında ise “Serhatlık” denilen sivri burunlu mahmuzlu çizmeleri vardı. Hayvan postundan yeleklerinin sırtına diktikleri kartal kanatları akın sırasında açılır, bunu gören düşman dehşete kapılır ve “Kanatlı Türkler geliyor!” diye kaçışırlardı. Deliler, Rumeli Beylerbeyi ile diğer serhat beylerinin emrinde hizmet verirlerdi.

Hz. Ömer’i (ra) rehber bilir, padişaha ölümüne sadakat gösterirler; “Kalpaklarımız Emirü’l-mü’minün Hz. Ömer’in çizmesinin koncuğudur, ocağımız müşarünileyh efendimize mensuptur” derlerdi. “Alın yazısı değişmez” hükmünü yüreklerine yazdıkları ve bu şuura sahip oldukları için hiç bir tehlikeden çekinmez, asla pes etmezlerdi. Bazı akınlarında sadece kalkan kullanır, düşman içine yalın kalkan dalar, kılıç hamlelerini kalkanlarıyla savuşturup mermere vurarak sertleştirdikleri kocaman elleriyle düşmanın yüzünde şimşekler çaktırırlardı.

Bölükler “Bayrak” adı verilen 60’ar kişilik gruplara ayrılmıştı. Savaşlarda ordunun en ön salarında çarpışırlardı. Rahat hareket edebilmek için ağır silah taşımaz, zırh filan kullanmaz, yalın kılıç, iki tarafı keskin eğri hançer ve mızrak taşır, nadiren bozdoğan ve kalkan kullanır, daha ziyade elleriyle düşmanlarını tepelerlerdi.

Bayraklarında “Kaderde ne varsa o olur” yazardı. “Alın yazısı değişmez” hükmü ise Deliler Ocağı’nın parolasıydı. Rumeli Beylerbeyi ile diğer serhat beylerinin emrinde hizmet verirlerdi. Subaylarına “Delilbaşı” denirdi; ama halk bunu da değiştirip “Delibaş” şekline getirmişti. “Delibaş”ın altında “Gönüllü Ağası” ve “Bölük Ağası” denilen subaylar vardı.

Barış zamanında bağlı bulundukları vezirin uzak-yakın koruma görevini üstlenir, kalabalık arasından geçerken uzun bıyıklarını bura bura, haşin bakışlarını kalabalıkta dolaştıra dolaştıra yol açarlardı. 19. yüzyıla kadar Osmanlı ordusunun en vurucu gücünü teşkil ettilerse de nihayet Sultan II. Mahmud’un reformlarına kurban edildiler ve Yeniçeri Ocağı’ndan sonra, “Deliler Ocağı” da ortadan kaldırıldı.

Fransız mühendis ve asker Alain Manesson Mallet, “Osmanlı Delileri”ni şöyle tanımlıyor: “Bunlar öylesine cesurdurlar ki, bir kralın hizmetine girdikten sonra, onları vazgeçirebilecek hiçbir ceza korkusu yoktur. Bu nedenlerden dolayı Türkler onlara ‘deli’ adını vermiştir ve bu ad, dillerinde ‘gözü pek’ anlamına gelir” (Les Travaux de Mars ou l’Art de la Guerre, 1684). 1672’de Fransız elçisinin maiyetinde İstanbul’a gelen Antoine Galland ise şunu söylüyor: “Deli kelimesi Türkçede mecnun anlamına gelir, ama bundan bu adamların mecnun ya da akıllarını yitirdikleri anlamı çıkarılmamalıdır.

Bu, kendilerini tehlikeye atmak konusunda gösterdikleri azim ve inattan, gerçekten deli imişçesine nefislerini tehlikeye bir pervasızlıkla atışlarından dolayıdır.

EVLİYA ÇELEBİ DER Kİ…

Şu bizim Deliler Ocağı muhabbetli ve seci askerlerdir. Başlarında taçları samur ve aslan postundan kalpak taç koyup arkalarında bebr (kaplandan büyükçe ve daha yırtıcı bir hayvan: Saldırıya geçtiğinde tüyleri kabarıp korkunç bir görüntüye bürünür, o kadar ki, aslanlar bile korkup kaçar), kurt ve ayı postları vardır. Koltuklarının altlarından karakuş kanatları bağlıdır, ellerinde kurt derisi sarılı olup nicesinin alet ve silah levazımı kendisini garip ve acayip şekle koyar. Korkunç ve düşmana bela salarlar, askerî zaferleri daimidir.

 

Benzer Yazılar
genel & tarih vb.

white label beyaz etiket nedir?

genel & tarih vb.

mavi vatan!

genel & tarih vb.

sitelerim için keyword'leri nereden buluyorum?

genel & tarih vb.

kürt isen ukraynaya giremiyorsun! niye ya?

yazılarıma abone olmak ister misin?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir