genel & tarih vb.

İsrail Amerika Pkk Evanjelizm ve Türkiye Üzerindeki Planları

Evanjelizm  Türkiye Üzerindeki Planları

Realizm; menfaat anlayışını, uluslararası ilişkilerde alınan kararları etkileyen en etkili faktör olarak kabul eder. Menfaat kelimesine sadece maddi çıkarlar değil, buna alet edilen manevi unsurlar da dâhil edilmelidir. Bu tezde de görüleceği üzere alınan bazı kararlar ülke çıkarlarını hedeflerken bazıları da siyasi liderlerin inançları çerçevesinde şekillenmektedir.

Amerika Birleşik Devletleri’nde son yarım asırdır gittikçe güç kazanan ve zamanla siyasi bir hareket haline gelen evanjelizm mezhebi ve bu mezhebin Ortadoğu planı çerçevesinde Türkiye’yi ilgilendiren yönleri tezde incelenmiştir. Böyle bir konunun incelenmiş olma nedeni ABD’de ortaya çıkan bir mezhebin, nasıl olup da zaman içinde Türkiye’nin toprak bütünlüğünü tehdit eden bir harekete dönüştüğünü gözler önüne sermektir. Bu tezin amacı, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının adını dahi duymadıkları, ABD’nin en etkin mezhebi evanjelizmi ve Türkiye’ye dokunabilecek muhtemel zararlarını ortaya koymaktır.

Tezin konusu evanjelizmin başlangıcı olarak kabul edilebilecek 19. yüzyıldan günümüze kadar olan dönemi kapsamaktadır. Tezin kapsamı dâhilindeki ülkelerse Türkiye, Irak, İsrail ve ABD’dir. Tezin iddiası: evanjelizm mezhebi, siyonistlerin de desteğini alarak İsrail’in Nil ve Fırat arası olarak tanımlanan “vaat edilmiş topraklar” emelini gerçekleştirmek istemektedir. Bu yolda ilerlerken de bölgede bulunan Kürt halkı da egemenlik vaatleriyle istismar edilmektedir.

ABD’de “Yeni Muhafazakârlar” (Neo-Con) olarak nitelendirilen bu mezhebin takipçileri, Eski Ahit’te Mesih’in yeniden dünyaya gelmesi için bazı şartların yazdığına inanmaktadırlar. “dispensalizm” olarak adlandırılan bu inanca göre, en önemli şart İsrailoğulları’nın vaat edilen topraklara dönerek yeniden Kudüs başkentli bir Yahudi devleti kurmalaradır. Bu şartın gerçekleşmesi için; kamuoyu desteği sağlamak, İsrail’e maddi destekte bulunmak ve Amerikan Dış Politikasını bu yönde etkilemek gibi bazı yöntemler izlemektedirler. Tam da bu noktada siyonizm ile aynı kulvarda koşmaya başlamaktadırlar.

Başlangıçta Hıristiyanlığı Birleşik Devletlerin kırsalındaki halka yaymak gibi dini bir amaçla başlayan akım, zamanla liderlerinin zenginleşmesini sağlayan bir gelir kapısına dönüşmüştür. Diğer yandan mezhep liderlerinin takipçileri olan insanlar da siyasilerin dikkatinden kaçmamış; seçim dönemlerinde oy için gönülleri alınması gereken öncelikli kitlelerden biri haline gelmiştir. Bu durum evanjelist liderlere siyasi bir güç sağlamış ve sadece iç politikada değil dış politikada alınan kararlarda da etkin olmaya başlamışlardır.

Amerikan iç politikasında ahlakçı bir anlayış izleyerek liberal Yahudilerden ayrı düşseler de Eski Ahit çerçevesinde savundukları “vaat edilmiş” topraklar anlayışı nedeniyle onlarla birlikte hareket etmektedirler. Evanjelistlerin Eski Ahit esaslarına göre takip ettikleri bu politika, bazen uluslararası hukuku hiçe sayarak insan hakları ihlallerine sebep olmakta, bazen daha da ileri giderek ABD’nin milli menfaatlerine dahi ters düşen adımların atılmasına neden olmaktadır.

Mezhebin izlediği bu bağnaz politika ülke içinden ve dışından tepki toplamasına rağmen siyasi liderler büyük bir ağırlığı olan evanjelist ve Yahudi seçmeni kaybetmemek uğruna mezhepçe dikte edilen kararlara uymak durumunda kalmaktadır.

Mezhebin bir diğer destekçisi ise Yahudi Lobisi’dir. Sadece finansal destekle yetinmeyip Amerikan Kongresi’nde alınan kararları da etkileyerek mezhebe destek vermektedir. İşte çıkar ilişkisi tam da bu noktada gözler önüne serilmektedir. Evanjelistler, aslında cehennemlik olduklarını düşündükleri Yahudileri Eski Ahit inancı nedeniyle desteklerken, Yahudiler de evanjelistlerin tüm bu ikiyüzlülüklerini bilmelerine rağmen kendi vaat edilmiş topraklarına kavuşmak amacıyla evanjelistleri desteklemektedirler.

Bu iki grubun izlediği politika ise Türkiye’nin egemenliğini hiçe saymaktadır. Tezin ilk bölümünde evanjelizmin terim anlamı tarih boyunca beslendiği veya kendisinden ayrı düştüğü Hıristiyan mezhepleriyle birlikte anlatılmıştır. Mezhebin Eski Ahit’i asıl kitap kabul etmesiyle birlikte Hıristiyanlıktan ziyade Yahudiliği öne çıkarır bir duruma gelmesi ve Hıristiyan siyonizmi terimi ele alınmıştır. Ardından mezhebin daha çok insana ulaşmak için kullandığı yöntem ve araçlar tarihi gelişimi içinde anlatılmıştır.

Medyanın her kolunu kullanarak kitleleri nasıl etki altına aldığı açıklanmıştır. Mezhebin önde gelen liderleri ve Amerikan Dış Politikasına etkileri gözler önüne serilmiştir. Mezhebe bağlı olan ya da bağlıymış gibi görünen Amerikan Başkanları da bu bölümde yer almaktadır. Son olarak ise mezhebin etkinliğini göstermek adına, tamamlanmış bazı anketlere yer verilmiştir. Anketler Amerika’da mevcut bulunan tahmini evanjelist sayısını vermesinin yanında bu kesimin İsrail sempatisini göstermesi açısından da kayda değer bilgiler içermektedir.

Tezin ikinci bölümünde ise, mezhep mensuplarının siyonistlerle birlikte hareket ederek Türkiye’nin egemenliği için doğurdukları tehditler ortaya konmuştur. Mezhebin dispensalist esaslar gereği gerçekleşmesini istediği “vaat edilmiş” topraklar, Irak ve Suriye gibi komşu ülkelerin yanı sıra Türkiye’nin güneydoğu topraklarını da içermektedir. Bu çerçevede kimilerince şehir efsanesi olarak değerlendirilen Nil-Fırat iddialarına yer verilmiştir.

Hıristiyan siyonistlerin, Mesih’in yeniden dünyaya dönmesi için temel bir şart olarak kabul ettikleri bu toprakların Yahudilere iade etme gayretleri, evanjelist ve siyonist kaynaklar gösterilerek kanıtlanmıştır. Evanjelistlerin, siyonistlerle birlikte yürüttükleri bu politika bağlamında, Kürt halkını istismar ede geldikleri vurgulanmıştır.

Siyonistlerin, bölgedeki Kürt halkıyla neden bu kadar ilgili olduklarını açıklamak için bazı kaynaklarda “Kürdistanlı Yahudi” bazılarındaysa “Yahudi Kürtler” olarak ele alınan Kürt grupları hakkında bilgiler verilmiştir. Bu çerçevede bölge Kürtlerini temsil ettiğini iddia eden Barzani ve PKK’nın, evanjelistler ve siyonistlerle birlikte hareket ettikleri iddia edilmiştir. Bu ilişkiyi göstermek için İsrail’in PKK ile olan ilişkisinin yanında Barzani ile olan ilişkisi de ele alınmıştır.

Evanjelist ve siyonist işbirliğinin Irak Savaşında Kürtlerin bağımsızlığı için gösterdiği gayretin de aslında Yahudilerin lehine yapılan bir hareket olduğu öne sürülmüştür. Kürtlerin neden böyle bir işbirliğine gittikleri ise uluslararası ilişkilerdeki Realist kuram ile açıklanabilir

. Öyle ki Yahudiler “vaat edilmiş toprakları” ele geçirme telaşındayken, Kürtler de kendilerine “vaat edilen toprakları” ele geçirmenin telaşındadırlar. Özellikle klasik realizm, uluslararası politikayı insan doğası ile açıklama eğilimindedir. İnsanda egemen olan objektif yasalar anlaşılmadıkça, uluslararası politikanın da anlaşılamayacağını iddia eder. İnsan doğuştan kötü, aç gözlü ve hırslıdır.

Bu kuramın öncülerinden Hans Morgenthau ve Reinhold Niebuhr’a göre bireylerin ilişkilerinde gücü ön plana alması ve güç ile çıkara dayalı bir ilişkiyi benimsemesi gibi devletler de dış politikada güç ve çıkar peşindedirler. Morgenthau’ya göre devletlerin politikaları üç temel amaç için vardır: gücünü korumak, gücünü artırmak ya da gücünü göstermek.

Realistler diğer bir devletin, şayet bu devlet aynı zamanda potansiyel bir düşman ise, güçlenmesine seyirci kalmaktansa onu önlemek için savaşa başvurmayı meşru saymaktadırlar. Bunun en önemli örneği Thucydides’in çalışmasında görülmektedir. Thucydides, Atina’nın güçlenerek güç dengesini bozma ihtimaline karşı Sparta ve müttefiklerinin savaşa başvurmasını bir zorunluluk olarak görmektedir.

Çünkü bu anlayışa göre vücudun herhangi bir yerinde varlığı tespit edilen bir tümörün henüz küçükken bertaraf edilmesi ne kadar gerekliyse bu da o kadar gereklidir. Bu yaklaşıma Machiavelli’de de rastlanmaktadır. Macchiavelli haklı ve haksız savaş gibi kavramlar üzerinde durmaz çünkü bu kavramlar aynı zamanda saldırı ve saldırgan kavramlarını da tanımlamayı gerektirir. Dolayısıyla bunlar üzerinde kafa yormaya gerek yoktur. Bir savaş ulusal çıkarın korunması için gerekliyse yapılmalıdır.

Bu yönüyle realizm açıkça emperyalizme meşruluk tanımaktadır. Zira tehdit açıkça algılanabiliyorsa karşının saldırısını beklemeye gerek duymadan başlatılacak bir savaş meşrudur.3 Realistler soyut nitelikli ahlaki standartların siyasal eylemlere uygulanamayacağını öne sürerler.

Zira karar verici durumundaki devlet adamı, bütün devletlerce kabul edilmiş ilkelerin bulunmadığı bir uluslararası ortamda faaliyet göstermektedir. Dolayısıyla devlet adamı devletin çıkarını gözetmek durumunda olduğundan bireysel ilişkilerinde uyduğu ahlaki standartlara uymayabilir, çünkü öncelikle devleti dış tehditlerden ne pahasına olursa olsun korumak zorundadır.

Devrimci, yayılmacı ve revizyonist davranışlara sık sık rastlanan bir uluslararası sistemde devleti düşmanlarından korumak zorunda olması, devlet adamını medeni bir toplumda bireyler ve gruplar arasındaki ilişkilerde hakim olan ahlaka aykırı ve çirkin olarak kabul edilen bir takım yöntemleri benimsemek mecburiyetinde bırakmaktadır. Machiavelli’ye göre de bir prensin iyi yürekli, sözünün eri ve dindar olması iyidir, ancak bazen zafere ve güce ulaşmak için bunlardan taviz vermek gerekir. Bir prens, mümkün oldukça iyilikten ayrılmamalıdır ama gerektiğinde kötülüğe sapmayı da bilmelidir.

EVANJELİZM

Dünyanın şu anki süper gücü olan Amerika Birleşik Devletleri (ABD), sosyal hayatta her ne kadar tüm dinlere hoşgörüyle yaklaşıp halkını kendi dinini yaşamada özgür bıraksa da, bazı din veya inanç gruplarının diğerlerinden daha özgür ve dış politikada daha etkin olduğu görülmektedir.

Yapı itibariyle ABD tek Tanrı’ya inanan, hatta bunu resmi bir ideoloji olarak dile getirmekten çekinmeyen bir ülkedir. Bu yapısına örnek olarak Amerikan başkanlarının göreve başlama törenlerinde, Yüce Mahkemenin her oturumundan önce “Tanrı bu şerefli mahkemeyi korusun” sözünü, şükran ve milli dua gününü, sadakat yeminindeki “Tanrı’nın çatısı altında” ifadesini, paraların üzerindeki “Tanrı’ya güveniyoruz” sözünü ve hükümet binalarındaki İncil alıntılarını gösterebiliriz.5 Ülkedeki dini yapıyı daha iyi anlayabilmek için, en geniş inanç grubunu oluşturan ve evanjelizmi daha iyi anlamamızı sağlayacak olan Hıristiyan mezheplerini incelemekte fayda vardır.

1.1. HIRİSTİYAN İNANCI

1.1.1. KATOLİK MEZHEBİ

Merkezi Vatikan olan ve Roma kilisesi kaynaklı Hıristiyan mezhebidir. Kardinaller tarafından seçilen Papa, Hz. İsa’nın vekili olan Petrus’un temsilcisidir ve yanılmazdır.6 “Evrensel” manasındaki Katolik, kendini tüm Hıristiyanlığın üst makamı olarak görür.

Başlangıçta evanjelizm, Hıristiyanlığa Katolik inancından farklı yorumlar getirdiği için ortaya çıkmış olsa da günümüzdeki evanjelizm anlayışı, Katoliklikle çatışma içinde değildir.

1.1.2. ORTODOKS MEZHEBİ

İstanbul kilisesinin temsil ettiği Ortodoks mezhebi Roma kilisesine karşı siyasal ve kültürel bir tepki olarak ortaya çıkmıştır.7 Sözlük manası itibariyle “dogmaya ve kilise öğretisine uygun olan”8 anlamına gelen Ortodoks kelimesi, bununla asıl hak olan mezhebin kendisi olduğunu iddia eder. Papa’yı lider olarak kabul etmeyen mezhebin Katolik inancındaki gibi hiyerarşik bir yapılanması yoktur.

Fakat İstanbul Fener Rum Patrikliğinin saygın bir konumu vardır.9 Genel olarak Hıristiyan Slavlar tarafından kabul görür. ABD’de neredeyse Yahudi nüfusu kadar kalabalık olan Ortodokslar, evanjelizm mezhebine mesafeli durmaktadırlar.

1.1.3. PROTESTAN MEZHEBİ

Öncülüğünü Martin Luther King (1483–1546) ve Johannes Calvin’in (1509–1564) yaptığı Katolik mezhebinin endülijans ile para kazanmasını, ayin dilinin Latince olarak kabul edilmesini ve Papa’nın yanılmaz olmasını eleştiren reformist mezheptir.10 Alman kökenli olan Luther, tövbenin kişinin kendisi ile Tanrı arasında olduğunu bunun için kiliseye para vermenin gerekmediğini, din adamlarının hatta Papa’nın da yanılabileceğini, bu yüzden dinde asıl kaynağın kutsal kitap olduğunu kabul etmektedir.

Luther’in düşüncelerini temelde kabul eden Calvin ise Fransa’da ve İsviçre’de Protestanlığı yaymıştır. Protestanlığı yorumlayan bu iki isim, evanjelik hareketin de ilham kaynağı olmuştur. Günümüzdeki anlamı değişmiş olsa da “evanjelik” terimi ilk kez Luther tarafından kullanılmıştır. Kelime itibariyle “müjde ya da iyi haber “ manasında olan evanjelizm, evanjelist olarak da, İncil’de Hz İsa’nın havarileri olarak geçen Matthew, Mark, Luke ve John’a verilen unvandır.

Luther’in evanjelizmin doğuşuna katkısı ise kutsal kitap hakkındaki görüşüdür. Hıristiyanların İncil olarak kabul ettiği kitap, Eski Ahit (ahit: anlaşma) ve Yeni Ahit olmak üzere iki kitaptan oluşmaktadır. Yahudiler, Tevrat ve Zebur’dan oluşan Eski Ahit’i kutsal sayarken, Yeni Ahit’i uydurma kabul ederler.

Bunun nedeni Yeni Ahit’in kabul etmedikleri Hz. İsa’yı konu etmesidir.11 Luther’in de kutsal metnin Katolik kilisesi tarafından yanlış yorumlanması ve tahrif edilmesinden dolayı Eski Ahit’e daha çok ağırlık verdiği görülmektedir. İlerleyen dönemlerde Protestan mezhebi daha farklı inanç gruplarına ayrılmış, fakat buna rağmen inanç esasları ve Kitab-ı Mukaddes konusunda merkez görüşten uzaklaşmamıştır. Bu gruplardan bazıları Presbiteryenler, metodistler ve baptistlerdir. Kalvenci görüşten beslenen Presbiteryenler, kilise işlerine en çok önem veren gruptur.

Bir diğer Protestan grup ise 18. yy başlarında ortaya çıkan metodistlerdir. Grubun liderliğini bir ilahiyatçı olan John Wesley yapmıştır. Yine İngiltere’de kurulmuş olan mezhep Oxford Üniversitesi öğrencileri arasında kabul görmüştür.

12 Cemaat yaygın olarak öğrenci toplantıları, cezaevlerinde mahkûmları ziyaret, bakıma muhtaç çocukların eğitimi ve korunması gibi faal yöntemler kullandığı için “yöntemci” manasına gelen bu isimle adlandırılmıştır. Suya batırılarak vaftiz edilmeyi savunan baptistlerse, İngiliz Protestanlığının tamamen Katolik inancından arınması gerektiğini savunan Püritenlerden etkilenmiştir.13 Baptistlerin konumuzla ilgisi, bu cemaatin milenyalist∗ ve Mesih ile ilgili inançlarından kaynaklanmaktadır. Hz. İsa’nın yeniden dünyaya ineceğine ve ona inananları kurtarıp diğerlerini cezalandıracağına kati bir inançları vardır.

1.2. HIRİSTİYAN SİYONİZMİ

1.2.1.EVANJELİZM’İN AMERİKA’YA GELİŞİ

18. yüzyıla kadar Avrupa’da doğmuş ve burada etkinlik göstermiş bu akımlar, bu tarihten itibaren sömürgecilik ile birlikte Amerika kıtasına geçmeye başlamıştır. İngiltere’de Anglikan bir papaz olan John Nelson Darby’nin 1870’lerden itibaren ABD’ye yaptığı seferlerden sonra evanjelik düşünce ülkede hız kazanmıştır.14 Darby, kurmuş olduğu Plymouth Kardeşliği Hareketi ile ülkeyi şehir-şehir, kasaba- kasaba gezerek verdiği etkileyici vaazlarla mürit toplamayı başarmıştır. Darby’nin takipçileri kendilerini dispensalist olarak da tanımlarlar. Dispensalizm inancına göre Tanrı, dünya hayatını yedi bölüme ayırmıştır.15 Son bölüm ise tahmin edilebileceği gibi kıyamet ve Mesih’in geri dönüşüdür. Gary Burge, dispensalizmi şu şekilde özetlemektedir:

Anlaşma: Tanrı’nın İsrail ile sonsuz ve kayıtsız şartsız bir anlaşması vardır. Buna göre İbrahim’e verilen topraklar geri alınmayacaktır. Bu yüzden tüm arsızlığına rağmen bu ayrıcalıklar onlardan geri alınmadı.

Kilise: Tanrı’nın planı hep İsrail’i kurtarmaya yönelik olmuştur. Ama ne zaman İsrail İsa’ya karşı çıksa, kilise yedek plan olarak ortaya çıkmıştır. Bu yüzden Mesih’in dönüşünde kilise ortadan kalkacak ve İsrail yeniden Tanrı’nın yeryüzündeki temsilcisi olacak. Şimdi, yakında sona erecek olan ‘Gentile’ (Yahudi olmayanlar) çağında yaşıyoruz.

Bu demektir ki iki anlaşma var; biri Musa ile diğeri İsa ile. Ama bu yeni anlaşma eskisini geçersiz kılıyor.

Modern İsrail’i korumak: İsrail için “Seni koruyanı koruyacağım ve seni lanetleyeni lanetleyeceğim” diyen Genesis 12,3’ü harfi harfine anlamalıyız. Bu yüzden Hıristiyanların İsrail’i korumak ve Kudüs’ün selametini sağlamak için dini bir sorumlulukları vardır. Eğer İsrail’i politik olarak desteklemekte başarısız olunursa, ilahi azaba maruz kalınacaktır.

Kehanet: İncil’deki olaylar aslında o dönemi değil günümüzü tasvir etmektedir. Bu yüzden, mesela Daniel 7 pasajına baktığımızda, gerçek bir yorum becerimiz varsa gözlerimizin önünde modern tarihin sayfalarının açıldığını göreceğiz.

Modern İsrail ve Eskatologya∗: İşte modern İsrail bu geri sayım kehanetindeki katalizördür. Eğer bunlar son günlerse, medeniyetlerin dağılmasını, kötülüğün artmasını, uluslararası barışın ve eşitliğin bozulmasını, Deccal’ın gelmesini ve İsrail’e olan imanımızın sınanmasını beklemeliyiz.

Darbyistler bu görüşlerini yine Darby’nin bir müridi olan C. I. Scofiled’in yazdığı, Scofield İnciline dayandırmaktadırlar.17 Darbyistlerin kendilerini “Hıristiyan siyonistler” olarak adlandırmalarının temel nedeni de Kitab-ı Mukaddes’i ele alış tarzlarından kaynaklanmaktadır. Nasıl ki Yahudiler Filistin topraklarında İsrail’in kurulmasını savunuyorlarsa, Darbyistler de aynı şeyi onlardan daha ateşli savunmaktadırlar. Çünkü dispensalizm inancına göre Mesih’in dünyaya yeniden gelmesi için bazı şartlar vardır. Bunlar:

  •  Yahudilerin Filistin’e geri dönmeleri ve kendilerine ait toprağı olan bir devletkurmaları,
  •  Kudüs’ün başkent yapılması,
  • Mescid-i Aksa’nın yıkılıp yerine Süleyman tapınağının inşa edilmesi,
  • Tüm insanlara İncil’in vaaz edilmesi,
  • Tribülasyon∗: Yahudiler ve iman edenlerin eziyet görmesi,
  • Armagedon savaşı,
  • İnananların (Hıristiyanların) semaya yükseltilmesi.18

Sayılan maddelerden ilkine bakıldığında, Siyonizm’in ilk siyasi hareketi olarak Theodor Herzl’in öncülüğünde 1897’de Basel’de toplanan 1. Siyonist Kongre gösterilebilir.19 Sultan 2. Abdülhamit’le de görüşüp Yahudilere Filistin topraklarını satmasını istediği iddia edilen Herzl, esasında Yahudi devleti konusunda siyonist bir yaklaşımdan çok milliyetçi bir tavır sergilemektedir. İlk kez işte bu kongrede, Yahudilere bir toprak verilmesi fikri ortaya atılmıştır.

Başlangıçta Tevrat’ta da geçen Babil ya da diğer adıyla Irak düşünülmüşse de İngiltere’nin muhalefetiyle karşılaşmıştır. Sonraları Uganda ve Kıbrıs gibi bazı yerler önerilmiş olsa da siyonistler, kitaplarında geçen Kudüs’ü talep etmişlerdir.20 Gerçi İngiltere’de de evanjelik inançları nedeniyle Yahudileri destekleyen kimseler olmuştur.

Shaftesbury Kontu Lord Anthony Ashley Cooper –ki kendisi ateşli bir dispensalisttirdönemin dışişleri bakanı Lord Palmerton’un aklını Yahudilere bir devlet kurulması hususunda çelmeyi başarmıştır. Ne var ki daha önceden de yaşadıkları bazı olumsuz tecrübelerden dolayı İngiliz Yahudiler, Avrupalıların kendilerinden kurtulmaya çalıştıklarını düşünmüşlerdir.21 Aynı yıllarda Amerika’da Darby’nin müritlerinden biri olan ve dönemin çok satan kitabı “İsa Geliyor” u yazan William Eugene Blackstone, Başkan Benjamin Harrison’a mektup yazmış ve Filistin’de bir Yahudi devleti kurulması konusunda desteğini istemiştir.

Blackstone, J. P. Morgan ve John D. Rockefeller gibi 413 etkin isimden konuyla ilgili destek imzası toplamıştır.

Herzl’in ölümünden sonra Siyonist Kongrenin başına 1895 yılında Chaim Weitzman geçmiştir. Weitzman ise muhafazakâr parti lideri Lord Arthur James Balfour’a ulaşmayı başarmış ve onun Siyonizm’e destek vermesini sağlamıştır. Bu çok da zor olmamıştır, lakin Balfour da çocukluğunda dispensalist öğretilerle yetişmiştir.23 11 yıl sonra Balfour’un dışişleri bakanıyken yayınladığı Balfour deklarasyonu, Siyonizm için milat olmuştur. Söz konusu deklarasyon metninde şu ifadelere yer verilmiştir:

“Majesteleri hükümeti Filistin topraklarında Yahudilere yurt olacak bir devletin kurulması hususunda elinden gelen çabayı gösterecektir. Ancak mevcut Yahudi olmayan halkın inanç ve kamu hakları gözetilecektir.” 2 Kasım 1917

 

 

Lord Balfour, büyük bir mutlulukla çıkarttırdığı kararı dönemin Siyonist Kongre başkanı Lord Rothschild’e de göndermiştir.24 Bu deklarasyondan sonra Avrupa’dan Filistin’e göçler başlamış ve bu olay Amerikan basınında takdirle karşılanmıştır. 11 Haziran 1922 tarihli New York Times, göçmenleri New England ve Jamestown gibi Amerikan şehirlerini kuran ilk Amerikalı yerleşimcilere benzetmiştir. Gazete, Yahudilerin de bu topraklara refah ve medeniyet getireceğini yazmıştır.25

Deklarasyon, Lloyd George’un başbakanlığı döneminde imzalanmıştır. Lloyd George bununla ilgili olarak deklarasyonu hem milli çıkar düşüncesi hem de Siyonizm sempatizanlığından ötürü yaptığını açıklamıştır.26 Çocukluğunun baptist bir ortamda geçtiğini Pazar okullarının kendisinde Yahudi davasına karşı doğal bir sempati yarattığını itiraf etmiştir. Hatta daha da ileri giderek kendi tarihinden daha fazla İbrani tarihini bildiğini ifade etmiş, sadece birkaç İngiltere kralı sayabilecekken İsrail krallarının tamamını sayabileceğini iddia etmiştir.

Diğer yandan Lloyd George’un “kısmen milli menfaatler” itirafından yola çıkarak aslında İngiltere’nin Siyonizm’e tüm desteğinin, Amerikalı Yahudilerin sempatisini kazanarak ABD’yi 1. Dünya Savaşına kendi saflarında dâhil etmek olduğu iddiası da göz ardı edilmemelidir.27 Nitekim o yıllarda Siyonizm, tüm Yahudiler arasında yaygın bir düşünce de değildir. Hatta İsrail’in ilk başbakanı olan David Ben Gurion, Britanya’ya karşı savaşmak üzere Osmanlı Devleti adına bir bölük kurma telaşındadır.28 Öyle anlaşılıyor ki İngilizler hem ABD’yi kendi yanlarına çekmeyi başarmışlar, hem de Yahudilere şirin gözükerek başlarına bela olabilecek bir Osmanlı bölüğünün daha hiç kurulmadan dağılmasını sağlamışlardır.

1.2.2. HIRİSTİYAN SİYONİZMİ

Siyonizm, tüm dünya Yahudilerinin esasında Filistin’de devlet sahibi olması gerektiğini iddia eden ve bu konuda siyasi mücadele veren harekettir. Hıristiyan siyonistler de aynen bu düşüncede olan Hıristiyanlardır. Onların bu düşüncede olmasının nedeni ise evanjelik inançlarından kaynaklanmaktadır.

Bu da Mesih’in gelmesi için kıyametin kopması gerektiği inancından kaynaklanmaktadır. Kıyametin kopmasıysa yukarıda bahsedilen Filistin’de bir Yahudi devleti kurulması şartına bağlıdır. Hıristiyan siyonistler bazen bu düşünceyi siyonistlerden daha ateşli savunmaktadırlar. Theodor Herzl’in 1897’de topladığı 1. Siyonist Kongreden sonra, yine aynı yerde 2. Siyonist Kongre toplanmıştır. Bu sefer dikkat çekici olan katılanların hemen hepsinin Hıristiyan olmasıdır.

Zaten adı da bu yüzden 1. Hıristiyan Siyonist Kongresi olarak geçer. Kongre sonunda alınan kararlardan biri de İsrail’in işgal ettiği Batı Şeria bölgesini resmen ilhak etmesidir.29 Hıristiyan siyonistler, İsrail’in gevşek davrandığını ellerini biraz daha çabuk tutmaları gerektiğini ima etmektedir. Bu düşünceyi biraz abartılı bulan Yahudi bir katılımcı, bunun İsrailliler tarafından dahi tepki toplayacağını dile getirince, Uluslararası Hıristiyan Elçiliği temsilcisi Van der Hoeven, “İsraillilerin ne düşündüğü umurumuzda değil.

Biz Tanrı’nın ne söylediğine bakarız ve Tanrı o toprakların Yahudilere ait olduğunu söylüyor.” diye çıkışır.30 Görüldüğü gibi Hıristiyan siyonistler, Filistin’deki Yahudi yerleşimine karşı sempatizanlıktan öte hesap sorar hale de gelebilmektedirler.

Başka bir açıdan bakıldığında Hıristiyanların ve Yahudilerin yakınlaşmasının 2. Dünya Savaşından sonra başladığını söylenebilir. İngiltere’nin aktif rol aldığı İsrail’in kuruluşu sürecinde görüldüğü üzere, Amerika Birleşik Devletleri bu süreçte çok da etkin olmamıştır.

Fakat 2. Dünya Savaşı yıllarında Almanya’yı düşman benimseyen ABD, Almanya’nın düşman bellediği Yahudileri de dostu görmeye başlamıştır. ABD’de yaşayan Yahudi diasporası da bu dönemde daha kenetlenmiş ve Amerikan gücünü Almanya’daki Yahudi halkı lehine kullanmak için siyasi olarak örgütlenmiştir. Belirtilen 7 şarttan ilki bu şekilde gerçekleşirken, ikinci şart olan Kudüs’ün başkent ilan edilmesiyse 1967’de gerçekleşmiş ve evanjelistler bunu mucizevî bir olay olarak değerlendirmişlerdir. Çünkü bu yeni kehanetin habercisidir ve bunlar sırasıyla tamamlandığında Mesih dönecektir.

1.3. AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİNDE EVANJELİZM

Kitab-ı Mukaddesi esas alan evanjelistler, kitapta bahsedilen kehanetlerin gerçekleşmesi için kendilerini sorumlu bilirler. Mesih’in dönmesini istiyorlarsa, Tanrı’nın buna zorlanması gerekmektedir. Şartları olgunlaştırmak insanların elindedir. Şartlar olgunlaştığındaysa Tanrı zaten üzerine düşeni yapacaktır.

Amerikalı evanjelistler üzerine düşeni, yukarıda da bahsedildiği üzere, hakkıyla yapmakta, bunun için de siyaset ve medya kanalını etkin bir şekilde kullanmaktadırlar. Bu da evanjelizm hareketinin yapısından kaynaklanmaktadır. Çünkü evanjelizmin diğer mezheplerden asıl farkı da durağan olmamasıdır.

Diğer mezhepler ‘öz bilince ulaşma, iyi bir kul olma’ gibi dini gayretler içindeyken, evanjelistler bunların yanında bu hasletleri diğer insanlara da yayma gibi aktif bir tutum içindedirler. Bu da, inancın misyoner kimliğini göstermektedir. Saved terimiyle dile getirilen “kurtarılma” ya da convert terimiyle dile getirilen “döndürmek” (inanç olarak) ifadeleri sıkça kullanılmaktadır. Daha çok insana ulaşmak, daha çok para ve daha çok oy demektir ve bu yüzden çok önemlidir.

1.3.1. AMERİKAN HALKINA ETKİSİ

İnsanları dine çağırma bilincine sahip evanjelizm mezhebinin etki alanının her geçen gün Amerika’da daha da genişlediği görülmektedir. Rakamlarla göstermek gerekirse, İç Savaş dönemi (1861–1865) Amerika’sında evanjelik kilise mensubu sayısı sadece dört milyonken, bugün bu rakamın Jerry Falwell tarafından 70 milyon olduğu iddia edilmektedir.32 Gallup’un resmi sitesindeki verilere göreyse 2005 anketine göre Amerikan halkının %42’si kendini evanjelist olarak tanımlamaktadır.

Evanjelistlerin fikirlerini yaymada kullandıkları en etkin ve en eski yöntem kiliseler ve dolayısıyla vaazlardır. Hıristiyanlığın yayılmasında çok büyük bir payı olan Pavlus’un dahi yöntemi budur. Pavlus da gezgin bir vaizdir. ABD’de evanjelizmin yayılmasını sağlayan ve bunu bir sistematiğe oturtan Darby’nin de aynı yöntemi izlediği bilinmektedir. Modern çağda da evanjelistlerin aynı yöntemi kullandığı görülmektedir. Pazar ayinleri inananlara ulaşmanın hala en önemli yoludur.

Vaazların konusu genellikle aile hayatı ve toplumsal ahlak ile ilgilidir. Evanjelizm, ahlaka büyük önem verir. Öyle ki mezhebin Moral Majority “Ahlaki Çoğunluk” adında bir kolu bile mevcuttur. Kuruculuğunu Jerry Falwell’in yaptığı bu kol, kürtaj, homoseksüellik, evlilik dışı cinsel ilişkiye karşı ciddi bir tavır almış, hatta sigara ve kâğıt oyunlarının dahi toplum ahlakına zarar verdiğini öne sürmüştür.34 Hareket, okullarda din dersi okutulması için de mücadele vermiş, fakat kürtaja karşı verdiği mücadele şiddetli eleştiri ile karşılanmıştır.

Üniversitelerde de evanjelik bazı öğrenci grupları her gün toplanıp dua ettikten sonra evleninceye kadar temiz kalacaklarına yemin ederler. Hatta bu insanlar içinde “Gerçek Aşk Bekler” (True Love Waits) yüzüğü takarak bakire kalacağına söz verdiğini çevresindeki insanlara da gösteren, onları bir şekilde uyaranlar da mevcuttur.

35 Homoseksüel eğilimleri olanların aslında hasta oldukları ve bunların ilahi ıslah ile tedavi edilebilecekleri düşünülmektedir. Kuvvetli bir örgütlenme yapısı bulunan evanjelizmde hata yapan cemaat üyeleri ihtar edilir ve hatasından vazgeçmesi sağlanır. Israrcı olması durumundaysa kiliseyle ilişiği kesilir. Üniversitelerde de etkin bir yapısı bulunan mezhebin Bob Jones, Oral Roberts ve Liberty Üniversiteleri gibi kendi kurmuş olduğu üniversiteler de mevcuttur.

36 Bu üniversitelerde gerici denebilecek kadar katı disiplin kurallarının uygulandığı görülmektedir. Kız ve erkek yatakhanelerinin ayrı olduğu bu üniversitelerde, kampus içinde sarmaş dolaş olmamak koşuluyla el ele gezmek serbesttir fakat öpüşmek yasaklanmıştır. Evlilik dışı cinsel ilişkiye giren öğrencilerse okuldan atılmaktadır.37 Devlet üniversitelerindeyse evanjelik öğrenciler birbirlerini çok sıkı bir şekilde takip ederler. Bu sayede mahalle baskısı da denebilecek bir cemaat içi denetim sağlamış olurlar.

Üniversitelerdeki Din Merkezleri (Religion Center) vasıtasıyla diğer öğrencilere ulaşmaya çalışırlar. Bu yöntemlerin dışında evanjelistlerin Amerikan halkından öncelikle başkan ve yardımcıları gibi siyasi karar alıcıları, sanatçıları ve seçkin gazetecileri düzenledikleri gezilerle İsrail’e götürdükleri bilinmektedir.

Seçkinlerin katıldığı bu gezilerin rehberliğini bizzat evanjelist Jerry Falwell yapmaktadır. Orta sınıf evanjelistler için de geziler tertiplenmekte ve bu geziler epey talep almaktadır. Gezilere katılanların tamamının Hıristiyan olmasına rağmen hiçbir Hıristiyan mabedinin gezi programına dâhil edilmemesi dikkat çekicidir. Geziler, adeta Yahudi kültürünü tanıtmaya ve sevdirmeye yöneliktir. Yahudi mabetlerinin ve Eski Ahit’te ismi geçen yerlerin tanıtıldığı gezilerde Yahudilerden başka hiç kimseden alışveriş yapılmaması ve hiç kimseyle temas kurulmamasına özen gösterilmektedir.

Eğer Amerika’dan evanjelist bir rehber getirilmemişse, rehberler her zaman İsraillidir. Bu gezilerden birine katılan Tanrı’yı Kıyamete Zorlamak kitabının yazarı Grace Halsell, kitabında gezide tanıştığı eski asker Clyde’ın Megiddo∗ ovasını gördüğünde yaşadığı heyecandan bahseder.

Clyde’a göre bu ova aslında tüm insanlığı ilgilendiren bir yerdir, çünkü kıyamet burada kopacaktır.38 Halsell’in birkaç defa katıldığı bu gezilerde dikkatini en çok çeken noktaysa Hz. İsa’nın doğduğu, büyüdüğü, öldüğü yerlerin kesinlikle programda olmamasıdır.39 Tüm bu çalışmalarına rağmen evanjelistlerin ulaşamadığı bazı gruplar vardır.: Mesela Afro-Amerikalılar. Beyazlara karşı tutumlarından dolayı ve beyazların da kendilerine karşı özellikle geçmişteki tutumlarından dolayı mezhebe büyük ölçüde uzak kalmışlardır.

Mezhep daha ziyade WASP olarak adlandırılan Beyaz Anglo-Saxon Protestanlara hitap etmiştir. Lakin gün geçtikçe yelpazesini genişleten mezhebin artık Asya kökenli Amerikalılara dahi ulaştığı görülmektedir. Mezhebin ileri gelenleri genelde iyi eğitim görmüş beyaz Amerikalılardır. Ulaşmaya çalıştıkları kesimse ailevi sorunları olan, uyuşturucu kullanan, maddi sıkıntılar yaşayan kimselerdir.

Bu nedenlerle mezhebin aslında bu tür kimselerin zayıf durumlarını istismar ettiği de iddia edilmektedir. Gerçekten de çok önceden beri fakir çocukların eğitimi ile ilgilenen cemaat bunu kiliselerde yapmakta, dersler haricindeki zamanlarda ise öğrencileri evanjelik anlayışa göre yetiştirmektedir. Ülkenin hemen her yerine yayılmış Baptist Okullarında (Baptist College∗) da durum farklı değildir. İdarecilerin aynı zamanda din adamı olduğu bu okullarda asıl amaç İncil ahlakına göre öğrenci yetiştirmektir.

Okulların bu misyonunun tanıtım kitapçıklarında da açıkça dile getirildiği görülmektedir. Harold Comer’in 1997 yılında yazdığı İncil Evanjelizmi (Biblical Evangelism) adlı kitapta öncelikle ulaşılması gereken kimseler açıkça belirtilmiştir. Buna göre önce çocuklar, ardından da değişim ve arayış içinde olan üniversite öğrencileri gelmektedir. Küçük çocuk sahibi genç ailelerin dine daha düşkün olduğu için ulaşılmaya elverişli oldukları belirtilmektedir.

Bunlardan başka ülkeye yeni gelmiş ve bir çevre sahibi olmayan, bu nedenle de tanışacak yeni kimselere ihtiyaç duyan Asyalı ya da orta sınıf siyahî göçmenler gelmektedir. Hayatında ciddi değişiklikler olmuş kimseler, mesela eşini yeni kaybetmiş dullar, boşanmış kişilerdir. Kitap cemaat üyelerine, sokaklarına yeni taşınan kimselerin elverişli olduğunu hatırlatmaktadır. İlginç bir şekilde kitap, yakın zamanda kaza ya da hastalık nedeniyle ölümle yüz yüze gelmiş kimselere de çok kolay ulaşılabileceğini düşünmektedir.40 Kitabın ilerleyen sayfalarında ilgilenilen kişiye karşı kullanılacak dilden, toplantı merkezlerinin park yerlerine kadar her detay açıkça tasvir edilmiştir.

1.3.2. EVANJELİZM VE MEDYA

Modern çağ ile birlikte mezhebin halka ulaşma yolları da çeşitlenmiş ve medya kullanımı olmazsa olmaz hale gelmiştir. Şehir şehir gezerek vaazlar veren evanjelistler, önce radyo ardından da televizyondan seslerini Amerikalılara duyurmaya başlamışlardır. Televizyon vaazcılığı o kadar başarılı olmuştur ki bu hareket İngilizceye Televanjelizm terimini kazandırmıştır. Bu kelimeyle vaazlarını televizyon aracılığıyla ileten evanjelistler ifade edilmektedir. Mezhebin binlerce radyo, yüzlerce uydu ve kablolu olmak üzere yayın yapan ulusal ve uluslararası televizyon kanalı, aylık ve haftalık dergileri, web siteleri ve günümüze kadar binlere ulaşmış kitabı vardır.

Sadece Michigan’da dokuzdan fazla ulusal kanal ve 43 radyo istasyonu, Kaliforniya’da yirmiden fazla evrensel yayın yapan radyo istasyonu bulunmaktadır. Mezhep aynı zamanda Spacenet, Satcom, ve Galaxy evrensel uydular üzerinden de yayın yapmaktadır. Trinity Broadcasting Network (TBN) de tüm dünyaya mezhebin görüşlerini yaymak üzere yayın yapmaktadır.41 Chiristianity Today mezhebin ilk dergilerinden biriyken42, Calvin Teology Forum ve aile kurumuna verdiği önemle dikkat çeken Focus on the Family de mezhebin diğer etkili dergileridir.

Gazeteye ise Countdown News Journal’ı örnek verilebilir. Ağırlıklı olarak Hıristiyan müzik kliplerini yayınlayan evanjelist Lowell White Paxton’ın sahibi olduğu PAX-TV ise gençlere yönelik yayın yapan evanjelik kanala örnek gösterilebilir. Bu kanallarda orta sınıf Amerikan halkına İncil vaazlarının yanında ince siyasi göndermeler de göze çarpmaktadır. Şüphesiz ki bu yayın organlarının hepsi, İsrail devletini açıkça desteklemekte ve bunları destekleyen Amerikalı siyasetçilerin de yanında olduklarını açıkça ifade etmektedirler.

2004 seçimlerinde başarısız ekonomi politikalarına rağmen evanjelistlerin desteğini alan George Bush, ikinci kez seçilmeyi bu şekilde başarmıştır. Bu medya örgütleri, gençlere yönelik Edge TV gibi programlar sayesinde evanjelik görüşlerini iletmeyi başarmıştır. Kanalın programlarında, gençlere uygun kıyafetler moda programlarıyla empoze edilirken, çok ciddi denetimden geçen klipler de yayınlanabilmektedir. Sadece rock müziğin değil, Hıristiyan müziğinin de ‘havalı’ (cool) olabileceği izlenimi verilmektedir. Çocuklara yönelik programlar olan Mc Gee and Me ve Veggietales gibi programlarda çocuklara anlatılan hikâyelerin Eski Ahit’te geçen hikâyeler  olması dikkat çekicidir.

43 İlginç olan her programın sonunda İncil’i inceleyen çocukların görüntülerine yer verilir.44 Her ne kadar ironik olsa da gücünü İncil’den alan İncil Adam (Bibleman) isimli kahramanın dizisi de mezhebin kanallarında yayınlanmaktadır. Tüm bu medya mücadelesi sadece dini yayma amaçlı değildir. Yapılan yayınlarda yer alan reklâm gelirleri küçümsenecek bir oranda değildir. Ayrıca adı geçen Mc Gee and Me, Veggietales ve Bibleman gibi kahramanların tişörtleri, model oyuncakları, video CD’leri yok satmaktadır.

Uydudan yapılan canlı yayınlarda milyonlarca dolar bağış toplanmaktadır. Jim Bakker’ın kanalı Tanrı’ya Yalvaralım (Pray The Lord- PTL), her programından sonra bağış için hesap numarası yayınladığından adı (pass the loot) ‘Parayı Tosla’ya çıkmıştır. Kanala para yardımında bulunanlar arasında devletten aldığı para yardımıyla geçinenler dahi vardır. 15 günde 162 dolar alan yaşlı bir işsiz kendisini ve ailesini İsa’nın korumasına almak için her ay uğurlu saydığı 7,77 doları kanala bağışlamaktadır.

45 Kanal, işsiz, umutsuz, hasta ve bağımlı olan kimselere de şifa ve umut dağıttığını iddia etmekte, bunun da kendilerine yapılacak bir miktar bağıştan sonra yapılan duayla mümkün olacağını iddia etmektedir. Fazla kilolarından şikâyetçi olan bir ev hanımı 6000 dolar bağışta bulunarak dua ettirmiş fakat hala bir mucize gerçekleşmediği için parasının iadesini istemiştir.

46 Gösteri havasında geçen televizyon vaazlarında herhangi bir hastalıktan muzdarip bir müridin sahneye çıkması ve tüm stüdyodakiler ve televizyonu başındaki izleyicilerle birlikte İsa’ya yakarması mutat bir olaydır. Birkaç yayın sonra bu hastanın bir mucizeyle iyileştiği görüntüleri yeniden yayınlanır. Stüdyodaki tövbe seansları sırasında vecd ile kendinden geçenleri görmek de şaşırtıcı değildir.

Mezhebin takipçilerinin liderlerine son derece bağlı oldukları görülmektedir. Ünlü televanjelist Oral Roberts, eğer sekiz milyon dolar toplayamazsa Tanrı’nın kendisini yanına çağıracağını söylemiş, bunun üzerine müritleri parayı göndermişleridir. Yirmi altı bin üyeli Dallas kilisesi papazı ise kilisenin elektrik ve benzeri faturalarının olduğunu cemaatine söylemiş ve bir milyon doları bir tek Pazar ayininde toplamayı başarmıştır. Evanjelist Pat Robertson’ın sahibi olduğu Hıristiyan Yayın Ağı (Christian Broadcasting Network-CBN) sayesinde her yıl, vergiden muaf yedi milyon dolar toplamayı başarmıştır.

Daha sonra kurduğu Aile Kanalını (Family Channel) ise 1997’de Fox TV’ye 1,9 milyar dolara satmıştır.47 Elde edilen gelirlerin belirli bir kısmıysa İsrail’e yardım olarak ayrılmaktadır. Haaretz 1999’da çıkardığı baskısında televanjelistlerin 1997’de Yahudilerin İsrail’e göçü için yirmi milyon dolar bağış topladığını yazmıştır.48 Hastalıklarına şifa bulmaktan başka evanjelist inançları nedeniyle televanjelistlere bağışta bulunanların oranı da azımsanmayacak kadar yüksektir.

Yaptıkları bağışın kendilerine geri döneceğine kati inancı olanların aynı zamanda bağış miktarını da yüksek tutanlar olduğu anlaşılmaktadır. Bu kişilerin yaptıkları yardımın bir şekilde İsrail’e ulaşacağına ve İsrail’in de kıyametin kopması için şartları olgunlaştıracağına olan imanları tamdır. Zaten inançlarına göre de kıyamet koptuğunda bu kişiler mükâfatlandırılarak Tanrı’nın katına yükseltileceklerdir. ABD’de yaptığı dini yayınlarla tanınan Dale Crowley’in bu insanlarla ilgili görüşleri şu şekilde:

“Amerika’da yeni bir mezhep var. Çılgın değil, yerleşik, orta ve orta-üst sınıfa mensup Amerikalılardan oluşuyor. Bu insanlar söz konusu mezhebin temel esaslarını anlatan TV vaizlerini dinliyorlar ve bunlara her hafta milyonlarca dolar aktarıyorlar. Hal Lindsey ve Tim LaHaye’i∗ okuyorlar. Tek bir hedefleri var: Kendilerinin zahmetsizce, Armagedon Savaşını ve Dünya gezegeninin yok oluşunu izleyecekleri yere, bir diğer deyişle semaya yükseltilmeleri için Tanrı’nın elini çabuk tutmasını sağlamak. Bu doktrin, Güney Baptist, Bağımsız Baptist ve İncil kilisesi adı verilen sayısız kiliseler ve Mega Kiliseler yanında, Tanrı Toplulukları, PentekostalΨ ve diğer karizmatik kiliselere hâkimdir. Her on Amerikan kilisesinden birisi bu mezhebe bağlıdır. Bugün Hıristiyanlık içinde en hızlı gelişen dini hareket budur.”

Esasında İsrail’e gönderilen yardımlar televizyon vaazlarıyla sınırlı değildir. Kiliselerde yapılan vaazlardan sonra bağış toplanması bir gelenek halini almıştır. Özellikle Mega Kilise (Mega Church) dedikleri çok fazla insanı alabilen vaazlarda inanılmaz yüksek meblağlar toplandığı bilinmektedir. Houston’da bulunan Lakewood Church 16.500 koltuklu devasa bir yapıdır. Kilise ABD’nin en büyük kilisesidir ve evanjelist Joel Osteen ve eşi tarafından yönetilmektedir.

Kablolu yayında da vaazlarını canlı olarak yayınlayan kilise, bunun için yılda 30 milyon dolar harcadığını iddia etmektedir. Kilise yenileme ve ek binası içinse 120 milyon dolar gerektiğini, bunun 75 milyon dolarını temin ettiğini belirten Joel Osteen parayı nereden temin ettiği konusundaysa detaya girmemektedir.50 Josh Pollack Jewish World Review adlı siteye Birleşik Yahudi Haykırışı (United Jewish Appeal) derneğine yapılan yardımların çoğunun Hıristiyanlar tarafından olduğunu belirtmiştir.

51 Pollack’ın burada ‘Hıristiyan’ olarak kastettiği kimseler evanjelistlerdir. Chicago’da kurulu olan Uluslararası Hıristiyan ve Yahudi Kardeşliği (International Fellowship of Christians and Jews) derneği 1997’de pek çoğu evanjelik Hıristiyanlar tarafından olan beş milyon dolar toplamayı başarmıştır. 2006’da ise bu rakam 39 milyon dolara fırlamıştır.52 Bunların haricinde ülke çapındaki küçük kiliselerden de muhtelif yardımlar İsrail’e tamamen inançsal nedenlerle aktarılmaktadır. Bunların içinde öğrenci bursları ya da yurt inşaatı giderleri devede kulak kalmaktadır. Tüm bu bağışları yapanların toplanan paraların evanjelik amaçlarla kullanılacağından şüphesi yoktur. Yardımda bulunan herkes, direkt ya da dolaylı olarak Siyonizm’i de desteklediğinin farkındadır.

1.3.3. MODERN ÇAĞIN ÖNDE GELEN EVANJELİSTLERİ

21. yüzyılın evanjelistleri seleflerinden farklı olarak sadece gezici vaizlik yapmamışlar, misyonlarında siyaseti de etkin bir şekilde kullanmışlardır. Bunun yanında modern çağın kendilerine sunduğu teknolojiyi de en iyi şekilde kullanmışlardır. Luther’den sonra evanjelist tanımına çok daha farklı bir anlam yüklenir hale gelmiştir.

Luther döneminde ‘Hıristiyanlıkta reform ve manevi temizleniş’ gibi algılanırken 18. yüzyıl Amerikan kırsalında saf bir Hıristiyan inancının yanında Eski Ahit’e de saygı duyan kimseler akla gelmekteydi. Ancak günümüzde evanjelist dendiğinde, dispensalizme inanan ve kıyametin kendi dönemlerinde kopması için İsrail’i destekleyen Hıristiyan siyonistler akla gelmektedir. Evanjelistlerin bu İsrail tutkusu bazen İsrailliler tarafından dahi yadırganmaktadır. Jerusalem Post gazetesi editörlerinden Zev Chafets kitabında İsrail’i ziyarete gelen bir Hıristiyan siyonist çiftten bahsetmektedir.

Bir dükkânda alışveriş yaparken satıcı ve kendisi onlarla İngilizce konuşur ve onları takdir ederler. Fakat kendi aralarında İbranice konuşurken bu tip insanları garip bulduklarını ima ederler. İsrail hükümetinde çalışırken ise “Hıristiyan siyonistler politik olarak çok işimize yarıyorlar ama bu aşırı samimiyetleri bazen insanı bezdiriyor” ifadesini kullanmıştır.53 Modern çağda bu şekilde yadırganan evanjelistlerin önde gelenleri ise Oral Roberts, Billy Graham, Pat Robertson, Jeryy Falwell ve Jim Bakker’dır. 20. yüzyılın evanjelistlerinin ortak özelliği, dönemin en önemli yayın araçlarından biri olan televizyonu etkin bir şekilde kullanmaları ya da diğer bir ifadeyle televanjelist olmalarıdır.

1.3.3.1. Televanjelistler

Oral Roberts: 1918 doğumlu Roberts, çağın en etkin evanjelistlerinden biridir. Daha 17 yaşında tüberküloz hastalığı atlatan Roberts, bunu Tanrı sayesinde atlattığını, Tanrı’nın kendisine; “Seni iyileştireceğim ama sen de diğer insanları iyileştirecek ve bana itaat eden bir üniversite kuracaksın.” diye seslendiğini iddia etmiştir.54 Kekeleme sorunu olan Roberts, ilginç bir şekilde bundan da kurtulmuş ve gerçek bir hatibe dönmüştür.

Diğer evanjelistlerden farkı, Roberts Amerika’yı gezerken sadece vaaz vermekle kalmamış aynı zamanda insanlara “şifa da dağıtmıştır”. Resmi sitesine göre iki milyon insanı iyileştirmiş ve –kendi ifadesiyle- “iyi olan Tanrı’ya” çevirmiştir. Mezhebe en büyük hizmeti 1947’de kurduğu ‘Oral Roberts Evanjelizm Derneği’dir.

Her gün binlerce insan derneğin kapısında kuyruk oluşturup, Roberts’dan kendileri için dua edip şifa vermesini istemektedir. İlk televanjelistlerden biri olan Roberts daha 1954 yılında şifa dağıtma gösterilerini naklen yayınlamaya başlamıştır.55 Dernek tüm bu talepler sayesinde 2300 kişiyi istihdam eden, yıllık 120 milyon dolar cirolu bir şirkete dönüşmüştür.56 Öyle ki Roberts artık Tanrı’ya verdiği sözü tutabilecektir.1965’te Oklahoma’da Tanrı’nın kurallarına uyan Oral Roberts Üniversitesini kurar.

Üniversite öğrencilere verdiği el kitabında okulun amacının bilimle İncil’in kaynaştırılması olduğunu ve akademisyenlerin manevi değerlere sahip çıktığını belirtir. Öğrencilerin içki ve sigara içmesi, evlilik dışı ilişki yaşaması yasaktır. Öğrencilerin Pazar ayinlerine katılmak gibi dini görevleri yerine getirmesi gerektir. Kız öğrenciler de kampus içinde elbise ya da etek giymek zorundadır.

Roberts Ortadoğu’daki gelişmeleri hep yakından izlemiştir. İsrail’in ortaya çıktığı daha ilk yıllardan itibaren aralıklarla ülkeyi ziyaret etmiş ve devlet başkanlarıyla görüşmüştür. Bu ziyaretlerinden dönüşünde cemaatine; “İsrail’e ne zaman ayak bassam, tüm bedenim Tanrı’nın varlığıyla sarsılıyor.” diyecek kadar etkilenmiştir.

Yahudilerin İsrail’e dönüşünü (the return to Zion- İncil’deki ifadesiyle söyler), İncil’in kehanetlerinden birinin gerçekleşmesi olarak görmüştür. 1967 Altı Gün Savaşında∗ İsrail, elde ettiği zaferden sonra yine ülkeyi ziyaret etmiş ve bu zaferi Tanrı’nın planlarının gerçekleşmesi olarak gördüğünü ifade etmiştir.

Roberts sadece Ortadoğu’da değil, tüm dünyada gerçekleşen olayları evanjelist bakış açısıyla değerlendirmektedir. 11 Eylül saldırılarını da aynı bakış açısıyla değerlendiren Roberts; “Uçaklar bombaya dönüşmüş İkiz Kulelere çarpıyor.

Halk korku içinde ama İsa döndüğünde Armagedon’da vereceği savaşın yanında bu nedir ki? İsa (metnin aslında My Son- Kutsal Ruh olarak ifade ediyor) Zeytin Dağına indiğinde ve havarileriyle Kudüs’e girdiğinde, işte o zaman Tanrı’nın Krallığı (Kingdom of God) başlayacak.’’demiştir.60 Bu ifadeler milenyalist anlayışla birebir örtüşmektedir. Görüldüğü gibi 2009 yılında hayatını kaybeden Roberts hayatı boyunca İsrail’e olan ilgisini kaybetmemiştir.

Billy Graham: 1918 yılında doğan Graham, dindar bir aile ortamında yetişmiştir. Babası o kadar dindardır ki 1933’de ABD’de içki yasağı kaldırıldığında (Prohibition Period∗) çocukları için endişelenmiş ve akıl almaz tedbirlere başvurmuştur. Genç Graham ve kız kardeşini içkiden korumak için kusuncaya kadar onlara bira içirmiş,

böylece –aklınca- içki konusunda çocuklarına bıktırma yöntemi uygulamıştır.61 Lise döneminde derslerinde çok başarılı olmayan Graham, o dönem bağlı olduğu kilisenin papazı Charley Young’dan çok etkilenmiştir. Hitap yeteneği daha genç yaşlarda dikkat çekmiştir. Üniversitede Antropoloji bölümünden mezun olduktan sonra bir süre papaz olarak çalışan Graham’ın ilk medya tecrübesiyse bu görev sırasında yerel radyoda verdiği vaazlardır. Onun vaizlikteki yeteneğini keşfeden evanjelistler, onu Uluslararası Mesih Gençliği (Youth For Christ International – YFCI) derneğine vaiz olarak davet etmişlerdir. Graham, bu görev sürecinde Birleşik Devletleri baştanbaşa gezerek vaazlar vermiştir.

Billy Graham’ı yerel vaizlikten dünyaca tanınır bir sima haline getirense medya devi William Randolph Hearst olmuştur. Milliyetçiliği ve komünizm karşıtlığıyla tanınan Hearst, Graham’ı ülküsüne uygun bir figür olarak görmüştür. Hearst’ın “Graham’a Rüzgâr Verin” (Puff Graham) talimatıyla, önce radyoda ardından da televizyonda sesi en çok duyulan isimlerden biri haline gelmiştir.

Mezhebe en büyük katkısı 1950’de kurduğu Billy Graham Evanjelik Birliğidir (Billy Graham Evangelistic Association – BGEA). Christianity Today dergisini kurmuş, passageway.org gibi sitelerden ise gençlere evanjelizmi öğretmeyi amaçlamıştır. 1951’de BGEA’nın medya yapım organı olarak kurduğu World Wide Pictures 125’in üzerinde film üretmiş ve 38 dile çevrilmiştir.63 Filmler evanjelizm temalı olup iyi ahlak derslerini kıssadan hisse yoluyla vermeye çalışan eserlerden ve evanjelizm ile ilgili belgesel filmlerinden oluşmaktadır.

Graham, “Ne sağda ne de solda durarak tüm insanlara ulaşamazsınız, tüm insanlara ulaşmak için ortada durmanız gerekir” diyerek hem demokratlara hem de cumhuriyetçilere eşit mesafede durmaya çalışmıştır.64 Ne var ki devrindeki tüm Amerikan başkanlarıyla sıkı ilişkiler kurmayı başarmıştır.

Graham’ı en etkili evanjelistlerden biri yapan şey insanlara ulaşmadaki başarısıdır. Yüz yüze görüşüp ona ‘biat edenlerin’ (İsa’yı kurtarıcısı olarak kabul edenler) sayısı 2,5 milyondur. Televizyon – radyo yayınları ve toplu vaazlarla birlikte bu sayının 2,2 milyar insana u laştığı iddia e dilmektedir. B u d a o nun e n ç ok k işiye u laşan vaiz o larak t arihe geçmesine neden olmuştur.

Dispensalizmi ve dolayısıyla Scofield İncil’ini esas alan Graham’ın düşünce yapısını daha önce Graham’ın yönetim kurulunda görev yapmış olan Dr. James R. Graham (akrabası değil) şu şekilde özetlemektedir: Bu öğretinin merkezinde İsa değil, İsrail ve Yahudiler vardır. Yahudiler dünyevi görevlerini yerine getirmedikçe (Yahudi devleti kurmak, Kudüs’ü başkent yapmak, Mescid-i Aksa’yı yıkmak gibi) Tanrı İsa’yı geri yollamayacaktır.

İsa geri döndüğünde bir Yahudi krallığı kuracak üçüncü tapınaktaki bir tahta oturacak ve kırmızı düveler kurban edilecektir. Tanrı’nın Yahudiler için dünyevi, Hıristiyanlar içinse uhrevi planları vardır.66 Graham, Nixon döneminde İsrail’in ilk başbakanı Golda Meir ile de tanışma imkânı bulmuştur. Nixon bir yemek sırasında Graham’a İsrail başkonsolosluğunu önermiş, Graham ise “Eğer ben Ortadoğu’ya gidersem orası patlar” diyerek önerisini geri çevirmiştir.

Pat Robertson: 1930 Virginia doğumlu olan Pat Robertson, senatör olan babası sayesinde iyi bir eğitim alma fırsatı bulmuştur. Babası bir muhafazakâr olsa da, onu asıl etkileyen annesi olmuştur.68 Kendi anlatımına göre Robertson, her şeye sahip olmasına rağmen mutsuz bir hayat sürmektedir. Annesi bunun nedenini, “Tanrı’nın senin için bir planı var ve sen buna uymadıkça mutluluğu yakalayamayacaksın”69 şeklinde açıklamıştır.

Annesinin bu çağrısı Yale Üniversitesinde hukuk eğitimi almış olmasına rağmen, Robertson’ın baroya girmekten vazgeçmesine ve papaz olmasına neden olmuştur. Bu karar arkadaşları tarafından şaşkınlıkla karşılanmıştır. Çünkü yine kendi ifadesiyle, Robertson biraz çapkındır ve gece âlemlerine düşkündür. Robertson tüm bunları bırakır ve Güney Baptistleri Kongresinde (Southern Baptist Convention) papazlığa atanır.

Robertson’ın mezhebe en büyük katkısı 1960’da kurduğu Hıristiyan Yayın Ağı (Christian Broadcasting Network-CBN)’ dır. Kapı kapı gezerek sattığı bu kablolu kanal, 1997’de News Corporation’a (Fox TV) 1,9 milyar dolara satılacak kadar değerlenmiştir.70 1978’de medyadan kazandığı paralarla İncil öğretilerini esas alan ve Hıristiyan duygu ve düşüncesine sahip liderler yetiştirmek üzere Regent Üniversitesini kurmuştur.71 Üniversite öğrencileri, Oral Roberts Üniversitesindeki gibi katı bir disipline tabidir. Kampus sınırlarına sigara, alkollü içecek, uyuşturucu sokmak yasaktır. Evlilik öncesi ilişki ve İncil’e göre yasak olan homoseksüellik yasaktır. Müstehcen konuşmak hatta mesaj atmak disiplin suçu sayılmaktadır.

Siyaseti babasından öğrenen Robertson, 1988 başkanlık seçimlerinde cumhuriyetçilerin adayı olmuş fakat birkaç eyaletten aldığı başarısız sonuçtan sonra adaylıktan çekilmeye karar vermiştir.73 Sonraki yıllarda bizzat siyasetin içinde olmaktansa, siyaseti dışardan etkilemeye karar vermiş ve 1,7 milyon üyesi olan, her eyalette temsilciliği bulunan Hıristiyan Koalisyonu (Christian Coalition) adlı hareketi kurmuştur.

Hıristiyan sağını temsil eden hareketin Birleşik Devletler’deki en etkin siyasi grup olduğu iddia edilmektedir.74 Hareket 1999 yılında yüz bin kişiyi görevlendirerek kendi gösterdikleri cumhuriyetçi adayın başkan seçilmesi kararını almıştır.75 Profesör Kiracofe, koalisyonun AIPAC∗ ile paralel hareket ettiğini kaydetmiştir.76 O kadar ki İsrail dışişleri bakanı Netanyahu 1998’de içinde Hıristiyan Koalisyonu liderlerinin de bulunduğu üç bin evanjeliğe seslenmiştir.

Netanyahu, “Burada bulunanlardan daha büyük dostumuz ve müttefikimiz yok.” diyecek kadar açık konuşmuştur.77 AIPAC gibi Pat Robertson da eğer Müslümanlara toprak vererek savaş duracaksa, Ortadoğu’da huzurun hayal olduğunu düşünmektedir.

Robertson daha da ileri giderek Müslümanların, Nazilerden beter olduğunu da iddia etmiştir.78 Robertson savaşı o kadar sever ki İsrail 1982’de Lübnan’a saldırdığında bir İsrail askeri cipi içinde olanları memnuniyetle seyretmektedir. Ona göre İsrail Tanrı’nın isteğini yerine getirmektedir.

Robertson’ın İsrail tutumu dispensalizm ile birebir örtüşmektedir. 1967’de İsrail’in Kudüs’ü ele geçirmesini İsa’nın kehanetlerinden birinin daha gerçekleşmesi olarak görmüştür.80 Bu, aslında bir yönüyle kıyametin yaklaştığının da bir habercisidir. Jimmy Carter’in Camp David başarısını her zaman takdir eden Robertson, Carter’i İncil’in kehanetlerini gerçekleşmesini sağlayan insan olarak görmüştür.

Evanjelistlerin İsrail’i neden desteklediklerini anlamak için Pat Robertson’ın 2004 yılında yazdığı ve resmi sitesinde de yayınlanan makalesine bakmak gerekir. Bu makaleye göre Yahudiler Tanrı’nın bir mucizesidir. Yahudilerin dünyanın her yerinden tekrar eski topraklarına dönmesiyse ayrı bir mucizedir. 1948, 1967 ve 1973∗ savaşları da birer mucizedir.

İsrail’in tarımda ve modern silah geliştirmede elde ettiği başarılar Tanrı’nın bu dahi halkı gözettiğinin göstergesidir. Robertson yazının ilerleyen kısımlarında Eski Ahit’ten de ayetler göstererek bu halkın Tanrı tarafından yeniden birleştirildiğini ve onları nimetlendirdiğini anlatır. Robertson, Musa’ya inandıkları için İsrail’i destelediklerini açıklar.

Robertson daha samimi ifadelerle “Vahhabilerden, Mücahitlerden, Hizbullah’tan ya da Hamas’ın suikastçılarından korkmuyoruz. Gelin evanjelistler ve Yahudiler birlikte Antisemitizm’e ve Anti-Siyonizm’e karşı Tanrı için birlikte hizmet edelim” çağrısında bulunmaktadır.82 “Savaşımız para veya toprak için değil; savaşımız, Müslümanların Allah’ı mı yoksa İncil’de geçen Yehova Tanrısı mı daha büyük, savaşıdır”.83 Jerry Falwell: 1933 Virginia doğumlu olan Falwell, aslında dindar bir ailede yetişmemiştir.

Erkek kardeşini öldürdükten sonra kendisini içkiye veren ve sirozdan ölen babası bir agnostiktirΨ.84 Dedesi ise alkol problemleri yaşayan bir ateisttir.85 Dedesi içkiye o kadar düşkündür ki Yasaklama Devrinde (Prohibition Period) kaçak içki imal etmektedir.

Çevresindeki tüm bu insanlar Falwell’in her türlü ahlak dışı davranışa karşı tavır almasına neden olmuştur. Daha genç yaşlarında ailesinden ayrılarak Baptist İncil Okuluna gitmiş (Baptist Bible College) ve 23 yaşında papaz olarak memleketine geri dönmüştür. Falwell, başlangıçta papazlığı bir meslek olarak seçmiştir.

İlk kurduğu kilise eski bir soda fabrikası mahzeninden dönüştürülen Thomas Road Baptist Church’dür. Ahlaki değerlerini kaybeden insanın sonunda kendini de tüketeceğini düşünen Falwell, yetişkinlere vaazlarla ulaşırken, çocuklara eğitimle ulaşmaya çalışmıştır. İlerleyen yıllarda işi üniversite kuracak kadar büyütecekse de ilk eğitim kurumu çocukları ahlaki değerlerle yetiştiren bir kreştir.87 1971’de kurduğu Liberty (Özgürlük) Üniversitesi, isminin aksine diğer evanjelik üniversiteler gibi katı disiplin kurallarına tabidir.

Cinsellik, tütün ve alkol konusundaki kurallar aynen burada da geçerlidir. Kız öğrencilerin etek boyu dahi yönetmelikle belirlenmiştir.88 Yine üniversitenin amacı İncil yolunda gençler yetiştirmektir. Üniversite Kitab-ı Mukaddes İncelemeleri gibi bölümlerin olduğu İlahiyat Fakültesinin yanında fen bilimleri eğitimi de vermektedir.

Fakat tüm öğrenciler “Yaşamın Tarihi” adlı dersi almak zorundadır.89 Dersin amacı ilk yaratılışla ilgili İncil temelli bilgiler vermektir. Dolayısıyla üniversitede yetiştirilen tüm öğrenciler Darvin teorilerine karşı korunur ve duyarlı hale getirilir. Falwell, kilise ve eğitim hizmetlerinin yanında medyayı da başarılı bir şekilde kullanmıştır. Başlangıçta yerel radyoda vaazlar verirken, zamanla televizyona ilgi duymuş ve altmışlı yılların sonunda başladığı Eskilerin İncil Saati (Old Times Gospel Hour) programı çok tutulmuştur.

Televizyon programlarının haricinde yirminin üzerinde kitap yazmış ve pek çoğu satış rekorları kırmıştır. 1995’de çıkartmaya başladığı Ulusal Özgürlük Dergisi (National Liberty Journal) ve 2002’de kurduğu uydudan yayın yapan Özgürlük Kanalı (Liberty Channel), evanjelik perspektifle yayın yapmaktadır.

Tüm haber yorumları ve eğlence programları Hıristiyan sağının görüşlerini yansıtmaktadır. Falwell sadece medya üretmemiş aynı zamanda medya ile çatışmıştır da. Kahramanın mor olması ve çanta taşımasından yola çıkarak Teletubbies adlı çocuk programının homoseksüel öğeler içerdiğini ileri sürmüş ve müritlerine çocuklarına bu programı izletmemelerini salık vermiştir.

Falwell’in evanjelizme en büyük katkısı ise 1979’da kurduğu Ahlaki Çoğunluk (Moral Majority) adlı siyasi harekettir.92 Falwell’in diğer çağdaşı evanjelistlerden en temel farkı, daha militan olmasıdır. Hayatı boyunca eşcinsel evliklere, kürtaja ve pornografiye karşı savaşmıştır. O na g öre Amerikanın e n t emel p roblemleri bunlar ve bunların ortaya çıkardığı ailenin yok oluşu problemidir.93 Falwell, kürtaj yapmaya kalkışanları engellemek için hastaneleri ablukaya alacak kadar veya hamilelikleri boyunca bu kadınlara baktıracak ve çocuklarına aile bulduracak kadar da aktivisttir.94 Ahlaki çoğunluk hareketi bunun gibi ve okullarda din dersinin okutulması gibi eylemlerde bulunsa da Pat Robertson gibi diğer evanjelik liderler tarafından eleştirilmiştir. Ne var ki hareket Hıristiyan sağdan o kadar geniş bir destek görmüştür ki Ronald Reagan’ın 1980’de başkan seçilmesini sağlamıştır.

Falwell, İsrail’e verdiği destek konusunda da diğer evanjelistlerden ayrılmaktadır. Oral Roberts ve Billy Graham daha yumuşak söylemlerde bulunurken Falwell’in söylemleri daha sert ve ayrıştırıcıdır. Billy Graham, ilerleyen yıllarda Yahudi davasından daha az bahsederken, 1967’den önce sadece İsa ile ilgilenen Falwell, İsrail’in resmen kurulmasından sonra tam bir siyonist kesilmiştir. Belki de bunu dispensalizme göre Tanrı’nın kehanetlerinden biri olduğunu düşünmüştür.

Artık İsrail konusunda o kadar hassastır ki “Amerika İsrail’e sırtını dönerse ayakta kalamaz.”96 diyecek haldedir. Onun gözünde İsrail istediği zaman istediği şeyi yapmakta özgür olan bir ülkedir. 1967 savaşında İsrail, Gazze şeridi ve Doğu Kudüs’ü ele geçirdiğinde, İsrail’in uluslararası hukuku çiğnediği iddia edilmiştir. Fakat Falwell; “Bütün dünya ülkeleri uluslararası hukuka uymalıdır ama İsrail hariç.” diyebilmektedir.97 Falwell’in aynı görüşü İsrailli liderlere de ilettiği iddia edilmektedir.

Falwell ilk kez İsrailli yetkililer tarafından İsrail’e davet edilmiş ve İsrailli generallerle Golan Tepelerini gezmiş, buradaki ormana ağaç dikmiştir. Sonraki yıllarda İsrailli yetkililer bu ormana Falwell’in ismini vermişlerdir.98 Bundan daha dikkat çekici olansa daha önce Musevi olmayan hiç kimseye verilmemiş olan Jabotinsky∗ ödülünü almış olmasıdır.99 Ödülü bizzat dönemin İsrail başbakanı Menahem Begin vermiştir. Siyonistler aynı dava için mücadele verdikleri Falwell’in ilgisini bu şekilde kazanmışlardır.

Falwell’i yanına çekmek aynı zamanda ona saygı gösteren milyonları da yanına çekmek demekti. Bunu bilen İsrail yönetimi, 1981’de Irak’ta bir atom reaktörünü bombaladıktan sonra dönemin Birleşik Devletler Başkanı Reagan’dan önce Falwell’i aramış ve ondan bu durumu Hıristiyan Amerikalılara açıklamasını istemiştir.100 Falwell’in cevabı da İsrail tarafını ferahlatacak nitelikte olmuştur. Falwell’i tam da istedikleri bir figür olarak gören siyonistler, bunu değerlendirmeyi bilmişlerdir.

Falwell’i İsrail’e davetlerinden birkaç yıl sonra bu sefer Falwell İsrail’e geziler düzenler hale gelmiştir. Geziler, sadece İsrail turizmini geliştirmekle kalmayıp, gelen ziyaretçilerin de İsrail yandaşı olarak geri dönmelerini sağlamaktadır. Daha önce de bahsedildiği gibi gezilerde Yahudi halkı ve kültürü dışında hiçbir temas mümkün değildir. Bunun bir amacı, harcanan tüm paranın Yahudilere kalmasını sağlamakken bir diğer amacı da gelen konukların farklı yönlendirilmelere maruz kalmasını önlemektir. Bu turlardan dönen herkes gariban İsrail halkının asi Filistinliler tarafında zulme uğradığına inanır hale gelmektedir. Grace Halsell’in de belirttiği gibi gezilere katılanların hemen tamamının Hıristiyan olmasına rağmen, gezilerin hiçbirisinin programında Hıristiyanlar için kutsal kabul edilen yerler yoktur. Ahlaki Çoğunluk hareketi sayesinde Siyonizm ve Hıristiyan sağ arasındaki bağı kuran kişi Falwell’dir.

İlk adımı atan İsrail’in ardında ilişkiler gelişmiş, siyasi konularda bu iki grup birlikte hareket eder hale gelmiştir. Her iki taraf da karşılıklı ziyaretlerinde öncelikle birbirlerini görmeyi ihmal etmemişlerdir. Diğer evanjelik liderler gibi Jerry Falwell de AIPAC üyesi olmuştur.101 Falwell, Siyonizm’e gösterdiği bu sınırsız sevginin karşılığını da almaktadır. İddialara göre Likud hükümetinin savunma bakanı Moşe Arens Falwell’e bir jet hediye etmiştir.102 Tüm Amerika’yı eyalet eyalet gezerek İsrail davası için çalışan Falwell’in daha hızlı hareket etmesi hiç şüphe yok ki İsrail’in lehine olacaktır.

Falwell, kıyameti göremeyeceğini anlamış olmalı ki son zamanlarda söylemlerini daha da sertleştirmiştir. Buna en belirgin örnek Falwell’in 2002 yılındaki tepkisidir. Şaron, 2002 Nisanında Filistin intifadasına çok ağır karşılık vermiş ve Cenin’de pek çok Filistinliyi öldürmüştür.

Yaşananlar tüm dünyadan tepki toplayınca, Bush müdahale etmek durumunda kalmış ve Şaron’dan tanklarını geri çekmesini istemiştir. Falwell, Beyaz Sarayın bu çağrısına anında tepki göstermiş ve Ahlaki çoğunluk üyelerini de protestoya çağırmıştır. Bu protesto o kadar etkili olmuştur ki Bush geri adım atmış fakat Şaron devam etmiştir.

Ekim 2002’de CBS muhabiri Bob Simons verdiği mülakatta Müslümanlara karşı hissettiklerini de açıkça dile getirmiştir. Falwell, Yahudiler ve Hıristiyanların bir cephede, Müslümanlarınsa karşı cephede olduğunu kabul etmiş fakat bunun yüzlerce yıldan beri bu şekilde olduğunu söylemiştir.104 Falwell, daha da ileri giderek; “Ben Muhammed’in hayatını hem Müslüman hem de Müslüman olmayan kaynaklardan yeterince okudum. Ben Muhammed’in terörist olduğunu düşünüyorum, vahşi ve savaşçı bir adam.

Her peygamber o dine inanların en iyi örneği olduğuna göre bugünkü Müslümanlar da teröristtir.” demiştir.105 Yukarıda anlatılan televanjelistlere Jim Bakker, Hal Lindsey ve Tim LaHaye gibi isimler de eklenebilir. Ne var ki bu isimlerin kimi onlar kadar etkin olamamış kimi de zimmete para geçirme, homoseksüellik eğilimlere sahip olma gibi günahlar işleyerek müritlerinin gözünden düşmüştür.

Evanjelik liderlerde saltanat anlayışının hâkim olduğu görülmektedir. Baba çok yaşlandığında ya da hayatını kaybettiğinde, işlerini genellikle oğulları takip etmektedir. Medya şirketini başında ya da üniversitenin idaresinde baba varken ardından oğlu görevi devralmaktadır. Buna örnek olarak babası öldükten sonra Oral Roberts üniversitenin başına geçen oğul Richard Roberts gösterilebilir.

Billy Graham, hemen her toplantıya oğlu Franklin Graham ile birlikte katılmaktaydı. Şu an, Billy Graham Evanjelik Birliği (BGEA) ve yine babasının kurduğu Samaritan’s Purse∗ adlı kuruluşların başındaki isimdir. Gordon Robertson ise babası öldükten sonra Hıristiyan Yayın Ağı’nın (CBN) ve Regent üniversitesinin başındaki isim olmuştur. Küçük Jerry Falwell babasından sonra Liberty Üniversitesinin başına geçerken, kardeşi Jonathan Falwell ise babasının yazdığı Dinle Amerika! (Listen America) adlı yazı dizisini devam ettirmiştir.

1.3.3.2. ABD BAŞKANLARI VE EVANJELİZM

Evanjelik liderler, halkı sadece İsrail davasına sempati kazandırmakla kalmayıp, siyasi karar alıcıları hatta Amerikan başkanlarını da etki altına almaktadırlar. Evanjelik liderlerin hemen hepsi devrindeki Başkanlara bir şekilde ulaşmış ve dilek ve şikâyetlerini aktarmışlardır.

Bu başkanlardan kimi evanjelik liderlerin yaratacağı konsensüsten çekinmiş, kimiyse bizzat onlarla aynı duygu ve düşünceleri paylaştığı için onlarla birlikte hareket etmiştir. Roosevelt (1901–1909) döneminde siyonistler İsrail lehine karar aldırmanın mücadelesini verirken, Wilson (1913–1921) döneminde etkileri daha da artırmışlardır.

Truman (1945–1953) dönemine gelindiğinde ise isteklerini zorla kabul ettirecek kadar güç kazanmışlardır. 1913–1921 yılları arasında başkanlık yapan Wilson’un babası Birleşik Devletler Presbiteryen Kilisesinin (Presbyterian Church in the United States PCUS) kurucularından ve ilk papazlarından biridir.106 Annesiyse bir papaz kızıdır. Bu nedenle Wilson, dindar bir aile ortamında yetişmiştir.

Wilson, ABD’nin Tanrı tarafından dünyayı ihya etmeye görevlendirildiğine inanmaktadır. Siyonist hareket de Wilson’un ilgisini çekmiştir. Balfour deklarasyonuna verdiği destekten sonra, “Bir papazın oğlu olarak Kutsal Toprakları asıl asahiplerine verilmesini sağlamak benim görevimdir” demiştir.107 Wilson, dönemindeki siyonist hareketi de yakından takip etmiştir. İngiliz hükümetinin İsrail’in kurulmasına yönelik mücadelesi menfaate yönelik görülürken, Wilson inançları çerçevesinde bunu desteklemiştir.

Wilson’un apokaliptik∗ dünya görüşüne sahip bir kimse olduğu da bilinmektedir. 1919 Martında dönemin siyonist lideri Rabbi Stephen Wise’a “Endişelenmeyin Bay Wise, Filistin sizindir” diyecek kadar da Siyonizm destekçisidir.108 Wilson’un gıyabında söylenenler de onun Siyonizm davasına ne kadar önemli hizmetlerde bulunduğunu göstermektedir. 6 Şubat 1985’de Washington’da Hıristiyan siyonist lobisi İsrail İçin Dua Kahvaltısı düzenlemiş ve ana konuşmacı olarak o dönem İsrail büyükelçisi olan Benyamin Netanyahu’yu davet etmiştir. Netanyahu konuşmasında,

“Tarihi, ahlaki ve güzel hislerle dolu Hıristiyan siyonistler, yüzyıl önce İsrail’in yeniden kurulması için yazmaya, plan yapmaya ve çalışmaya başlamışlardır. İşte bu kişilerdir ki Lloyd George, Arthur Balfour ve Woodrow Wilson gibi İngiliz ve Amerikan liderleri etkilemişlerdir.”

1945–1953 yılları arasında başkanlık yapan Harry Truman’ın mason olduğu bilinmektedir. Pennsylvania mason locası resmi sitesi, Truman’ın 1909 yılından itibaren locaya kayıtlı olduğunu belgelemektedir.110 Truman, Eski Ahit konusunda yeterince bilgili olduğunu düşünür. İsrail devletiyle ilgili yazılanlar hakkında uzman olduğunu iddia eder.

Ona göre bu devletin kurulması Tur dağında Musa’ya söylenmiş ve kararlaştırılmıştır. Truman aynı zamanda Kutsal Toprakların Yahudilere miras kalması gerektiğini de düşünmektedir.111 Biraz tereddüt gösterdiği iddia edilse de Truman, 1948 yılında İsrail’i ilk tanıyanlardandır.

Aksi bazı iddialara rağmen Yahudilerin de gözünde Truman İsrail’in kurulmasını destekleyen başkandır. 1953 yılında Yahudi İlahiyat Fakültesine (Jewish Theological Seminary) davet edilir. Arkadaşı kendisini İsrail’in yeniden doğmasına yardım eden kişi diye tanıtınca hemen düzeltmiş, “Yardım eden ne demek? Ben Cyrus’um∗! Ben Cyrus’um!” diye haykırmıştır.113 Tüm iddialara rağmen Truman’ın yaptıklarından pek de pişmanlık duyduğu söylenemez. 1960 ile 1969 yılları arasında başkanlık yapan Lyndon Johnson da dindar bir ailede yetişmiştir.

Johnson bir seferinde “Ne zaman İsraillileri düşünsem çocukluğumda dinlediğim İncil kahramanları ya da Meksikalılara karşı çarpışan Amerikan öncüleri aklıma gelir”.114 B’nai B’rith∗ derneğinde yaptığı bir konuşmada İsrail’e olan derin sevgisinin Hıristiyan inancından ve çocukluğunda kulağına fısıldanan İncil hikâyelerinden kaynaklandığını belirtmiştir. Johnson ayrıca “Bu iki ülke İbrani peygamberlerin manevi ışığıyla aydınlanmaktadır. Bu yüzden ABD’nin de İsrail’in de özgürlüğe ve demokrasiye inancı tamdır” demiştir.

Johnson’dan sonra göreve gelen ve 1974’e kadar başkanlık yapan Richard Nixon ise evanjelik inançlarından ziyade, evanjelistlerden ve İsrail lobisinin tepkisinden çekindiği için isteklerine boyun eğmiştir. Mesela o dönemde büyük bir hareketin lideri olan Billy Graham’ı resmi papazı yapmıştır.116 Daha önce de bahsedildiği gibi Nixon, Graham’a İsrail başkonsolosluğunu dahi önermiş fakat Graham bu ricayı geri çevirmiştir.

1977–1981 yılları arasında yönetimde olan Jimmy Carter, baptist gelenekte yetişmiştir. Evanjelist olduğunu açıkça ifade eden Carter, emekliliğinden sonra eşiyle birlikte Pazar OkullarındaΨ (Sunday Schools) çocuklara eğitim vermeye başlamıştır. Ortadoğu sorununda barışçıl bir yaklaşım izlese de; “Kimse benim İsrail’e sadakatimi sorgulamasın. İsrail’in komşularıyla barış içinde yaşamasını istiyorum ancak bu uzlaşı ile sağlanmalı.” demektedir.117 1976 yılında ziyaret ettiği Elisabeth sinagogunda; “Sizinle aynı Tanrı’ya saygı duyuyorum.

Bizler sizinle aynı Kitab-ı Mukaddesi inceliyoruz. İsrail’in ayakta kalması siyasete bağlı değildir. Bu ahlaki bir ödevdir.” demektedir.118 Zaten 1978’deki bir konuşmasında da İsrail’in kurulmasını İncil’de geçen bir kehanetin gerçekleşmesi olarak görmüştür.119 Selefi Carter gibi Ronald Reagan da (1981–1989) dispensalizme inanmaktadır.

Öyle ki Amerikan ordusunu geliştirme çabasını bile ABD’yi, yaklaşan Armagedona hazırlamak için yaptığı iddia edilmiştir.120 Reagan’ın inancı o kadar kavidir ki ekonomik kriz döneminde İsa kapıda olduğuna göre iç meselelere fazla kaynak harcamamak gerektiğini bile ileri sürebilmiştir.

Reagan’ın evanjelik davaya sadakati o derecedir ki 1980 başkan seçimlerinde en iddialı üç evanjelik aday içinden seçilmiştir. Diğer rakipleri, M. M. Anderson ve Jimmy Carter’dir.122 Evanjelik cemaatin Reagan’ı seçmesinde daha radikal bir siyaset izlemesi ve Ahlaki Çoğunluğun desteğini alması sayılabilir. Zaten seçimlerin ardından Jerry Falwell, Reagan’ın resmi papazı olmuştur.123 Falwell ile sık sık Armagedon ve İncil kehanetleri üzerine konuşmaktadır. Falwell’e Armagedon’a yaklaştıklarını hissettiğini söylemiştir.124 Reagan yaşamı boyunca kıyameti göreceğine inanmıştır. Anti-füze savunma sistemine olan ilgisinin de kıyamet inancıyla alakalı olduğu iddia edilmiştir.125 Çünkü dispensalist inanca göre kıyamet koptuktan sonra Megiddo ovasında nükleer bir savaş olacak. Bunu ise Eski Ahit’te geçen Eizekel 38 ve 39. ayetlere bağlarlar. Ayetlerde şiddetli yağmur ve dolu olacağı, kükürdün kaynayacağı, dağların düşeceği, depremlerin olacağı yazar.

İnsanların ayakta durduğu halde etlerinin soyulacağı, gözlerinin çukurlarından fırlayacağı yazar.126 Evanjelistler tüm bunların bir nükleer patlamayla mümkün olabileceğini düşünmektedirler. Reagan, işte bu zihniyetini Ortadoğu siyasetinde de sürdürmüştür. Seksenlerde Libya’nın bombalanmasını Eski Ahit’ten ayetler göstererek açıklamıştır. Buna göre Libya, kıyamette İsrail oğullarına ihanet edecek ülkelerden biridir.127 Bu nedenle Reagan, Libya’yı peşinen cezalandırmıştır. Başkanlığı döneminde İsrail’e yaptığı tüm askeri yardımlar da aynı mantıkla açıklanabilir.

Reagan, Kitab-ı Mukaddese göre koruması gereken halkı kıyamete hazırlamaktadır. 1993–2001 yılları arasında başkanlık görevini yürüten Bill Clinton, konuşmalarını İncil’den ayetlerle süsleyecek kadar dindar olmasına rağmen bir evanjelist değildir. Başkanlığı sırasında eşiyle birlikte İsrail’i ziyaret etmiştir. 1995 yılında gerçekleştirilen bu ziyaret Grace Halsell tarafından şiddetle eleştirilmiştir. Çünkü Clinton çifti Beytüllahim ve Nasıra gibi Hıristiyanlık için kutsal sayılan hiçbir yeri ziyaret etmemiştir. Ancak Bill Clinton kippa takıp gezerken, eşi Hillary de Ağlama Duvarında (Western Wall) Yahudilerle ibadet etmiştir

2001–2009 yılları arasında iki dönem başkanlık yapan George Bush, babası Başkan Bush sayesinde iyi bir eğitim almıştır. Presbiteryen kilisesine bağlı olarak yetişmiş olan Bush, Amerikan başkanları içinde evanjelizmi en fütursuzca savunanı olmuştur. Gençlik yıllarında çok da dindar bir hayat yaşamayan Bush’un uyuşturucu ve alkol gibi sorunları olmuştur. İlerleyen yıllarda Billy Graham’ın eserlerini okumaya başlamış ve onunla tanıştıktan sonra çok etkilenmiş ve alkol probleminden kurtulmuştur.129 İncil’i günlük olarak okuduğu ve her sabah dua ederek göreve başladığı bilinen Bush, kendisinin Tanrı tarafından görevlendirildiğini düşünmektedir.

Verdiği demeçlerde kullandığı kutsal savaş (holy war), şer ekseni (evil exis), haçlı seferleri (crusades), sağduyu (gut instinct), gibi terimler de dini kaynaklardan beslendiğini açıkça göstermektedir. Sabah uyandığında ilk okuduğu şeyin, günün haberleri değil Oswald Chambers’in yazdığı evanjelik bir dua kitabı olan My Utmost for His Highest adlı eser olduğunu öğreniyoruz.130 Chambers ise 1. Dünya Savaşı sırasında Avusturyalı ve Anzak askerlerine İncil götürürken ölen baptist vaizdir.

Bush’un yakın arkadaşı olan ve onun başkanlığı döneminde Ticaret bakanlığı görevinde bulunan Don Evans; “Bush inançlarının kendisine hayrı ve şerri gösterdiğini düşünmektedir” ifadesini kullanmaktadır.131 İşte Bush’un bu düşünce yapısı onun dış politika görüşünü, özellikle de Ortadoğu politikasını derinden etkilemiştir. Hatta Ortadoğu söz konusu olduğunda Jerry Falwell gibi akıl hocalarından dahi daha dispensalist görüşlere sahiptir. Falwell 11 Eylül saldırılarının homoseksüellerin, kürtajcıların ve feministlerin ahlaksızlıklarına bir ceza olduğunu düşünürken.

Bush, Tanrı tarafından kendisine verilen sağduyu ile olsa gerek, şer ekseninin Irak olduğunu tespit etmiş ve oraya saldırmıştır. Bush’un başkanlığı döneminde evanjelistler ve siyonistler safları iyice sıklaştırmışlardır. O kadar ki Avrupalı gazeteciler dahi bu durumu yadırgar hale gelmişlerdir. Guardian Bush’un Cumhuriyetçi partisinde bulunan şahinleri Likudniks∗ (Likud’cular) diye alaya almaya başlamışlardır.133 Evanjelist Bush’un, İsrail sevgisi başkanlığından önce de vardır. Vali olduğu dönemde, Yahudi Birliğine seslenirken kullandığı cümleler dikkat çekicidir: “Ben bir Hıristiyan’ım. Fakat Zebura ve İsrail’in uyumayan ve uyuklamayan Tanrı’sına da inanıyorum.

Her zaman dünyadaki dostlarımızın yanında olacağız. Ve en önemli dostlarımızdan biri de İsrail’dir”.134 Bush, yönetimini, sahip olduğu bu düşünce yapısına uyacak kimselerden seçip kurmuştur. Dışişleri Bakanlığı’nı yapmış olan Condoleezza Rice’ın babası bir papazdır. Savunma Bakanlığı görevini yürütmüş olan Paul Wolfowitz ise Yahudi’dir. Savunma Bakanı yardımcısı Douglas Feith de -ki babası siyonist Betar örgütü üyesidir- bir Yahudi’dir. Eski bir CIA ajanı ve Reagan’ın eski Savunma Bakan yardımcısı ve Bush döneminin Savunma Bakanlığı Danışma Konseyi üyesi Richard Perle de Yahudi’dir. Bush döneminin Ankara Büyükelçisi Eric Edelman da Yahudi’dir. Amerika Birleşik Devletleri gibi bir ülkenin yönetiminde farklı inanç ve etnik gruplardan kimselerin yönetimde söz sahibi olması yadırganacak bir durum değildir. Fakat sadece %3’ü temsil eden bir topluluğun iktidarda bu kadar yoğunlaşması yadırganır.

Ayrıca tüm bu kişilerin Savunma Bakanlığı ve alt kurumlarında ya da Dışişleri Bakanlığında yoğunlaşmış olması dikkat çekicidir. Tüm bu görevlendirmeler aslında Bush’un inanç yapısının ürünüdür. Böyle akıl hocalarına sahip olan bir başkanın da Ortadoğu politikası kaçınılmaz olarak Yahudi lehtarı olacaktır. Washington Post da bu duruma dikkat çekmiştir. 2003 Şubatında kullandığı başlık; “Bush ve Şaron’un Ortadoğu politikası neredeyse aynı” şeklindedir.135 Bu durum, Bush’un kehanet planını tamamlaması için evanjelik seçmenlerden ve İsrail’e verdiği destekten ötürü de Yahudi seçmenlerden ikinci bir dönem için daha yeterli oy almasını sağlamıştır.

2009’dan beri başkanlık görevini yürüten Barrack Obama ise babasının Müslümanlığından dem vurarak Müslümanlara, sonra babasının ateistliği seçtiğini söyleyerek inançsızlara, ‘annem Hıristiyan’ diyerek Hıristiyanlara, ‘dedem baptist, anneannem metodistti’ diyerek bu mezheptekilere, entelektüel olarak Yahudilikten çok etkilendiğini söyleyerek Yahudilere mavi boncuk dağıtmaktadır.136 Obama’nın bu tavrı göz önüne alındığında seçilmiş olmasına şaşmamak lazımdır.

Ne var ki seçimlerden sonra sadece boncuk dağıtmayla halkın desteğini canlı tutamayacağı ortaya çıkmış ve her kesimden tepki toplamaya başlamıştır. Müslümanlar; ‘Müslümanlıkla alakası yok’ derken, evanjelistler; ‘İncil’i yanlış yorumluyor’ demeye başlamışlardır. Fakat çok zorlandığında aslında bir Hıristiyan olarak yetiştiğini ve arada sırada İncil’i okuduğunu söyleyebilmektedir.137 Seçimler sırasında Obama, ünlü televanjelist Billy Graham’la da görüşüp, evanjelistlerin desteğini almak ister.

Ama Graham, sağlık sorunlarını nedeniyle bu görüşmeyi erteler.138 Bu durum için iki ihtimalden söz edilebilir. İlki Graham, Obama’nın ümit vaat etmediğini düşünmüş olabilir. Çünkü Obama’nın rakibi cumhuriyetçi Mc Cain’dir. İkincisiyse Obama’nın evanjelik inançlarından şüphe etmektedir. Nitekim ikinci görüşün daha geçerli olduğu ortaya çıkmıştır.

Obama başkanlık koltuğuna oturarak birinci görüşü çürütürken, seçildikten sonra evanjelizme karşı takındığı mesafeyle de ikinci görüşü doğrulamıştır. Obama tüm röportajlarında, “Kendinizi yeniden doğmuş kabul ediyor musunuz?” sorusuna kaçamak cevaplar vermiştir.139 Hıristiyan inancında tüm insanların günahkâr olarak doğduğu kabul edilir. Bu nedenle bu fiziksel doğumdan başka bir de manevi bir doğum yaşayarak kurtuluşa erişilebilir. Bu da “yeniden doğmak” tabiriyle karşılanır.

Obama, evanjelistlerin çok hassas olduğu kürtaj gibi konularda da bir yandan kürtaj sayısının minimuma düşürülmesi gerektiğini söylerken, bir yandan da bunun aslında kadının kendi kararı olması gerektiğini söyleyecek kadar da siyasi cevaplar vermektedir.140 Maalesef bu cevaplar da evanjelik cemaati memnun etmemektedir. Tüm bunlar Obama’nın evanjelist olmadığını açıkça göstermektedir. Fakat yine de Obama haklı olarak evanjelik seçmenlerin oylarını kaybetmeyi de göze alamayacaktır.

2008 yılında ertelenen Billy Graham görüşmesi, 2010 yılında gerçekleşmiştir. Başkan, bizzat yola koyulmuş ve Graham’ı evinde ziyaret etmiştir.141 Görüşmeye Bush döneminin ateşli evanjelisti oğul Franklin Graham da katılmıştır. Baba Graham, Obama’ya manevi kaynaklardan beslenmesini salık vermiş ve ona dua etmiştir.

Bu görüşmeden başka Obama’nın doğum gününü kutlamak gibi nedenlerle de Graham’ı ara sıra aradığı ortaya çıkmıştır.142 Obama, burada kısaca anlatılan olaylardan anlaşılacağı üzere inançlarıyla olmasa da politik menfaatler çerçevesinde hareket etmektedir. Ortadoğu politikası evanjelik bir anlayışla şekillenmese de, evanjelik seçmeni kaybetmeme ya da siyonistleri kızdırmama gibi çekincelerden dolayı Obama, bu grupların dümen suyuna girebilir.

1.4. BİLİMSEL VERİLERLE EVANJELİZM

Obama döneminde, Bush dönemindeki parlak günlerini yaşamasa da evanjelizm, Amerikan siyasetinde etkinliğini korumaya devam etmektedir. Bush gibi tutkulu bir evanjelistin ardından demokrat bir başkan olan Obama’nın gelmesini, halkın inanç yapısının değişmesinden ziyade ekmek kaygısıyla açıklamak lazım. Ne kadar dindar olsa da insanların en başta geçim derdini düşünmesi gayet doğaldır. Bu değişim biraz da Bush’un kıyamet senaryolarına kendini fazlaca kaptırıp ekonomiyi batağa sürüklemesinden de kaynaklanmıştır.

Maalesef aynı hatayı baba Bush da yapmış, Körfez krizi nedeniyle ekonomi bozulmuş, faturasını Yahudilere kesmeye kalkınca da ismi anında çizilmiştir. Reagan’ın ve Bush’un evanjelistler sayesinde iki kez seçilmesi, Clinton’ın İsrail ziyareti, Obama’nın evanjelik olmamasına rağmen onlara yakın durmaya çalışması, evanjelizmin ABD’de ne kadar etkin olduğunu da göstermektedir. Evanjelizmin ilk atak yaptığı yıllar olarak 1950’ler gösterilebilir.

Bunun asıl nedeni Amerika’nın o dönemdeki tek rakibi Sosyalist Rusya’nın siyasi akımından korkması olarak gösterilebilir. ABD’deki yönetim ve sermaye çevresi bu korkuyu en çok hisseden kimseler olduğu için, en büyük tepkiyi de onlar vermiştir. Halkını komünist düşünceye karşı savunmak için onun Tanrı tanımazlığına dikkat çekilmiş ve buna kalkan olarak Hıristiyanlık desteklenmiştir. Hıristiyanlık’ta kendini Donmuş İnsanlar∗ (frozen people) olarak gören grubun aksine, evanjelizm, aktivist ve yayılmacıdır. Bahsedildiği gibi o dönem medya patronlarına, sermayedarlarına ve idarecilerine göre evanjelizme arka çıkmak mantıklı bir yol olarak gözükmüştür.

Bir diğer etkense, devrin büyük icadı televizyondur. Evanjelistleri köy-köy, kasabakasaba gezmekten kurtaran ve mesajlarını daha çok insana daha hızlı ve daha sık ulaştıran bu iletişim aracının da etkisi azımsanamaz.

 

Benzer Yazılar
genel & tarih vb.

ABD'nin Savaş Senaryoları; Nükleer Savaş

genel & tarih vb.

Hachiko'nun hikayesi!

genel & tarih vb.

Türkiye İçin Savaş Vakti

genel & tarih vb.

yiğit bulut abi nerdesin?

yazılarıma abone olmak ister misin?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir