Memlekette özelleştirme denince akla gelen o tarifsiz vizyon yine tıkır tıkır işledi. Yıllardır dinlediğimiz masal bellidir: 'Devlet fabrika mı işletir canım, hantal bunlar, özel sektör gelsin dinamizm katsın!' dediler. Dinamizm dedikleri şey meğer devasa santrali kapıp ilk iş çalışanların şalterini indirmekmiş. İhaleyi kapan güzide holdingimiz, santrali devralır devralmaz içeriye dinamizm yerine derin bir sessizlik kattı ve yüzlerce işçiyi 'Hadi koçum, biraz memleket havası alın' diyerek ücretsiz izne postaladı. Santral satılınca uçacaktık, meğer balkondan aşağı paraşütsüz atlıyormuşuz.
Kârı Cebe, Faturayı Halka, İşçiyi Kıraathaneye Gönderme Sanatı
Düşünsenize, ülkenin şebekesini besleyen koskoca elektrik tesisinde çalışıyorsunuz ama ay sonu cebinize giren para sıfır lira. Patron açısından durum muazzam bir yönetim dehası tabii: 'Maliyetleri düşürdük mü? Düşürdük. İşçiye para veriyor muyuz? Hayır. Peki santral yerinde duruyor mu? Duruyor. E daha ne olsun!' Kâr edince şampanyalar patlatan, işler azıcık sıkışınca ilk iş çay ocağındaki şekeri sayıp işçiyi kapının önüne koyan bu holding kafasına hayran olmamak elde değil. Adamlar elektriği öyle bir özelleştirdi ki, yakında çarparsa faturasını da vatandaşa kesecekler.
Demledim Çayımı, Santralin Dumansız Tütüşünü İzliyorum
Sonuç her zamanki gibi tam bir Türkiye klasiği. Holding patronu plazadaki odasında 'İş gücü optimizasyonunu harika yönettik' diye sunum yaparken, santral işçisi mahalle kahvesinde dördüncüye okey arıyor. Elektrik faturaları zaten uzay mekiği yakıtı fiyatına dayanmış, memleketin can damarı tesisler ise 'zarar ediyoruz' diye şalter indiriyor. Ben şahsen balkonumda demli çayımı höpürdetirken bu muazzam serbest piyasa tiyatrosunu büyük bir huşu içinde izliyorum. Şimdi o santralin önünden geçecek olursanız kulak verin; içeriden türbin sesi değil, ücretsiz izne yollanan personelin 'Biz bu tesisi kime sattık yahu?' nidaları yankılanıyor.