Sabah çayımı yudumlarken haberi gördüm; 2000'lerin başında kapağını 'çat' diye kapatıp ortamda mafya babası gibi hava attığımız Motorola, mezardan elini uzatmış 'Selamın aleyküm, yeni amiral gemisi yaptım' diyor. Yahu arkadaş, biz seni en son lise servisindeki büyük abinin elinde, anteniyle diş karıştırırken görmüştük. Şimdi kalkmış 'Signature 27' diye havalı bir isim koymuşsun. İmza demişsin de o açıklanan fiyata bizim atacağımız tek imza, bankadaki ihtiyaç kredisi sözleşmesine olur.
Amiral Gemisi Dedikleri Donanma Fiyatına
Şu teknoloji dünyasındaki 'amiral gemisi' lafına da bayılıyorum. Kardeşim, memlekette millet ay sonunu getiremeyip pazarda akşam ezanından sonra tezgahlarda kalan ezik domatesi kovalarken, sen hangi filonun amiraliyle teşrif ediyorsun? Telefonun fiyatına bakıyorsun, maşallah iki çeyrek altın, üç aylık ev kirası, bir de emlakçı komisyonu gibi duruyor. Cihazı kutusundan çıkartırken yanında noterden onaylı muvafakatname ve iki tane kefil istemeleri lazım. Esnaf dükkanın camına afişini assa, zabıta gelip 'lüks tüketime giriyor' diye tabela vergisini ikiye katlar.
Kapak Sesinden Haciz İhbarnamesine
Eskiden bir cihaz aldın mı torununa miras kalırdı; yere düşerdi parke çatlardı, telefonu üfler tekrar cebine koyardın. Şarjı da pazar sabahı takardın, öbür pazar 'acaba bitse mi' diye nazlanırdı. Şimdi bu yeni modeller öyle bir hassas ki, masaya sert koysan camı kırılıyor, tamir parasına mahallede kurbanlık koç kesersin. Motorola'ya memlekete hoş geldin diyoruz ama bizim kahvedeki Şakir abinin eski takozundaki yılan oyunu rekoru kırılmadığı sürece bu millet o parayı kolay kolay çıkarıp tezgaha koymaz. Ben yine çayımı tazeledim; vitrinden içeriye 'acaba 36 ay böbrek taksiti olur mu' hüznüyle bakan kalabalığı izliyorum.