Sabah çayımı alıp sosyal medyaya şöyle bir göz atayım dedim, yine muazzam bir tartışma başlamış: Birileri çıkmış 'Dikkat eksikliği diye bir şey yoktur, çocuklara ilaç satmak için uydurulmuş koca bir yalandır!' diye ahkam kesiyor. Ya güzel kardeşim, sen Türkiye'de yaşayan ortalama bir insanın zihninin bir günde maruz kaldığı bilgi bombardımanından haberdar mısın? Adam sabah uyanıyor; doğalgaz faturasını mı düşünsün, değişen sınav sistemini mi takip etsin, yoksa mahalledeki fırıncının gramaj stratejisini mi çözsün?
'Eskiden Dikkat Eksikliği mi Vardı?' Diyen Dayıların Sırrı
Tartışmanın en sevdiğim argümanı hep aynı: 'Bizim zamanımızda dikkat eksikliği mi vardı, terliği yiyince cin gibi olurduk!' E be dayıcığım, senin zamanında televizyonda tek kanal vardı, o da gece saat 11'de İstiklal Marşı okuyup karıncalı ekrana geçiyordu! Odaklanacak başka bir şey yoktu ki dikkatin dağılsın; en büyük aksiyon sobanın üzerindeki kestane patlayacak mı patlamayacak mı diye beklemekti. Şimdiki çocuk bir elinde tablet, televizyonda son dakika haberleri, yan odada anne-babanın market fişi tartışması derken kafa olarak Survivor parkurunda büyüyor.
Bize İlaç Değil, 1 Haftalık 'Gündemsizlik' Tatili Lazım
Uzmanlar ne der bilmem ama bu memlekette dikkat dağınıklığı bir hastalık değil, akıl sağlığını koruma mekanizmasıdır. Eğer ülkedeki her habere yüzde yüz dikkatimizi verip derinlemesine odaklanacak olsak, öğlen saat ikide hepimizin devreleri yanar. O yüzden bırakın dikkatimiz biraz dağınık kalsın; çayımızı içelim, uzaklara dalalım, arada bir 'ne diyorduk ya?' diyerek hayata tutunalım.